Cedrus | Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü

Cedrus | Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü

Akdeniz Uygarlıkları Araştırması Enstitüsü tarafından hazırlanan Cedrus, Tür­kiye tarihsel coğrafyası perspektifinde Akdeniz Hav­zası’nın kültür-tarih birikimini inceleyen Eskiçağ, Ortaçağ ve Yeni-Yakınçağ tarihi uzmanları için tartışma zemini bulacakları disiplin­lerarası bir süreli yayın olmayı hedeflemektedir. CEDRUS, farklı disiplinlerden gelen bilim insanları arasında diyaloğun geliştirilmesi, var olan bilginin güncellenmesi ve yaygınlaştırıl­ması süreçlerine katkı sağlayacak özgün ve bilim­sel çalışmaları akademi dünyasının ilgisine solar­mayı amaçlar. CEDRUS uluslararası hakemli bir dergi olup yılda bir kez yayımlanır.

Dergi HakkındaKünyeArşivYayın İlkeleriMakale Gönderme

İçindekiler

İzzet ÇIVGIN
Cedrus VIII (2020) 1-63. DOI: 10.13113/CEDRUS.202001

Geliş Tarihi: 04.02.2020 | Kabul Tarihi: 04.05.2020

Öz & Summary

Makalenin konusu, MÖ 6100-5300/5100 arasında Yu­karı Mezopotamya ve Kuzey Levant’ta etkili olmuş, Halaf ola­rak bilinen maddi kültür evresidir. Halaf maddi kültürü, bu 6 yüzyıl içinde, sayılan iki bölge dışında eski­den Samarra kültü­rünün merkezi olan Orta Mezopotam­ya’ya da girmiştir. As­lına bakılırsa, en eski Hassuna kapları ile boyalı Samarra ve Ha­laf kapları arasında kopuştan çok süreklilikler vardır. Halaf çanak-çömleği, 1000 yıldır dö­nü­şen çömlek işçiliğinde yaka­lanan yeni düzeyi temsil et­mektedir. Halaf maddi kültürü, 7 un­surun toplamından olu­şur. 1- Kaliteli, ince cidarlı, boyalı ve bezekli çanak-çöm­lekler. 2- “Tholos” adı verilen yuvarlak plan­lı yapılar. 3- Temelleri taştan, duvarları tauf ya da kerpiç­ten yapılar. 4- Kil insan (özellikle kadın) figürinleri. 5- Damga mühürler. 6- Orta ve Doğu Anadolu menşeli obsidyen çekir­dek­lerin­den üretilmiş yontmataş aletler. 7- Kil sapan taşları… Bu maddi kültür unsurları etrafında türdeş bir dünyayı payla­şan Halaf toplumunun geçim kaynakları, sürekli-kalıcı yerle­şimlerde yapılan tarım, yarı-göçebe çobanlık ve avcı-top­la­yıcılıktır. Genelde küçük köylerde ve mezralarda ya­şayan Ha­laf toplumu, özel mülkiyete geçmiş, eşitlikçi ilişki­lere sahip ama içinde hiyerarşi potansiyeli taşıyan bir prime­lumdur. Yazar, Halaf’ın eşitlikçilik ile hiyerarşi arasındaki ara konumunu açıklamak için Aristoteles’in potansiyel-aktüel analizinden ya­rar­lanmış; Halaf devrinde hala eşit­likçi görünen toplumsal ya­pının hiyerarşi potansiyelini barındırdığını iddia etmiştir.

The Halaf tradition happens within the Late Neo­lithic interval which lasted between 6100-5300/5100 B.C. and is present in Higher Mesopotamia and the Northern Levant. Certainly, the high-quality painted pottery of the Halaf tradition emerged progressively from a transi­tional stage wherein Hassuna and Samarra ornamental modes and stylistic traits dominated. Halaf tradition is understood for its (1) painted and thin-walled pottery, (2) spherical buildings, (3) adobe or mud-brick constructing methods, (4) clay feminine collectible figurines (5) stamp seals, (6) chipped stone instruments product of obsidian from Central or Jap Anatolian sources, and, (7) clay sling bul­lets. Along with everlasting village agriculture, mo­bile pastoralism and hunting-gathering had been the idea of all Halafian communities settled within the short-term, in small and dispersed hamlets or villages. The stamp-seals could mark onset of non-public property. Halaf soci­eties had been likely primarily based on an egalitarian however probably ranked-hierarchical system. The creator em­ploys Aristotle’s principle of actuality to clarify the Late Neolithic transition from egalitarianism to rank­ed societies.

Abdullah ZARARSIZ & Thomas ZIMMERMANN
Cedrus VIII (2020) 65-74. DOI: 10.13113/CEDRUS.202002

Geliş Tarihi: 14.03.2020 | Kabul Tarihi: 28.04.2020

Öz & Summary

The next contribution presents the re­sults from the moveable X-Ray fluorescence (p-XRF) anal­ysis of the Early Bronze Age metallic dagger from Karaburun, present in 2015 and first revealed in 2018. The non-destructive evaluation revealed the dagger’s chem­ical composition as arsenical (1.10%) copper (98.22%), an alloy used because the reinvigoration of Ana­tolian metalwork within the mid IVth millennium B.C. A evaluation of present excavations and geology-based sur­veys within the area confirms the impression that our dagger may properly have been produced by an area work­store within the neighborhood of recent İzmir, and even on the Karaburun peninsula itself.

Bu makalede, 2015 yılında bulunan ve 2018’de ilk defa yayımlanan Karaburun hançerinin taşınabilir X-ışınlı floresans analizi değerlendirmeleri paylaşılmak­tadır. Sonuçlara göre, hançerin malzemesi arsenik (%1.10) / bakır (%98.22) karışımı. Arsenik bakır karışımı, MÖ IV. binyılın ortasından itibaren sıklıkla kullanılan bir malzemedir. Bununla birlikte ele geçen han­çerin, hem bu bölgede son senelerde tekrar can­lan­an kazılarla hem de antik madenciliğe yönelik yü­zey araştırmaları neticesinde üretim yerinin Ege Böl­ge­si’nde kıyı Ege şeridinde veya İç Batı Anadolu bö­lümünde ya da Karaburun’un kendisi olma ihtimali oldukça yüksektir.

Cemal YILMAZ & Şeyma AY ARÇIN
Cedrus VIII (2020) 75-95. DOI: 10.13113/CEDRUS.202003

Geliş Tarihi: 14.04.2020 | Kabul Tarihi: 11.05.2020

Öz & Summary

IV. Amenhotep tarafından kurulan Amarna kenti hem dini bir merkez hem de Mısır’ın Ön Asya devlet­leri ile olan ilişkilerinin yürütüldüğü bir diplomasi üssü olması bakımından oldukça önemlidir. Kentin adı araş­tırmacılar tarafından “Amarna Dönemi” şeklinde özel bir döneme isim olarak da verilmiştir. Kentteki arşiv­den ele geçen Akkadca çivi yazılı mektuplar bizlere Mı­sır’ın Suriye yönünde nasıl bir hâkimiyet kurduğunu göstermektedir. Amarna diplomasisini ise Hitit, Mitan­ni, Asur, Babil, Alašia, Arzava gibi büyük devletler ile Su­riye-Filistin bölgesinde yer alan kent devletlerinin Mısır’la olan mektuplaşmaları oluşturmuştur. Bu mektuplar geçmişten günümüze süreklilik arz eden bir du­ru­mu gözler önüne sermektedir: Suriye-Filistin bölge­sin­de bitmek bilmeyen mücadeleler. Bir kent devleti olduğu anlaşılan URUSALİMUM da bu mücadelelerden payını almıştır. Bu kentin yöneticisi ise Mısır kralı tara­fından tahta geçirilen ʿAbdi-Ḫeba’dır. Onun mektupla­rının ana konusunu Doğu Akdeniz’deki Mısır askeri gü­cünün zayıflaması sonucu bölgedeki yerel krallılar ara­sında baş gösteren mücadeleler ve ʿApiru sorunu oluş­turur. Bu çalışmanın amacı Kudüs bölgesinde yerel bir kent devleti olan URUSALİMUM ve siyasi hayattaki konumu ve onun komşuları ile olan ilişkilerini Amarna Mektupları’nın verdiği bilgiler ışığında ortaya koyup böl­gedeki mücadelenin tarihi sürekliliğine, bölgenin es­ki­çağından bir bakış açısı yansıtmaktır.

Town of Amarna, based by Amenho­tep IV, is essential in that it’s each a spiritual middle and a diplomatic base wherein Egypt’s relati­ons with the Asian states are carried out. The identify of town was additionally given by the researchers as a particular pe­riod within the type of “Amarna Age”. Akkadian cunei­type letters from the archive within the metropolis present us how Egypt dominated Syria. Amarna diplomacy was type­ed by the correspondence between Egypt and the sta­tes equivalent to Hittite, Mitanni, Assyria, Babylon, Alašia, Arzava and town states within the Syrian-Palestinian area. These letters reveal a unbroken scenario from previous to current: countless struggles within the Syrian-Pales­tinian area. URUSALİMUM, which is known to be a metropolis state, additionally acquired its share. The ruler of this metropolis is ‘Abdi-Ḫeba’, which was put to the throne by the Egyp­tian king. The principle topic of his letters is the strug­gles between the native kings within the area on account of the weakening of the Egyptian navy energy within the East­ern Mediterranean and the issue of “Apiru”. The goal of this research is to disclose the attitude of URUSALİMUM and its political life and its relations with its neighbors within the mild of the data offered by the Amarna Letters and mirror a histori­cal perspective on the historic continuity of the wrestle within the area.

Barış GÜR
Cedrus VIII (2020) 97-115. DOI: 10.13113/CEDRUS.202004

Geliş Tarihi: 17.02.2020 | Kabul Tarihi: 19.03.2020

Öz & Summary

Six examples of Mycenaean pottery within the Unhappy­berk Hanım Museum assortment, had been produced for trans­por­tation and 7 of them for service functions. Sim­ilar to the stirrup jar no.1 and no. 2 wherein olive oil was pre­served, had been commercially marketed over a large geo­gra­ph­ic space within the LH IIIA2-IIIB intervals. Whereas the examination­ples of the feeding bottle left in kids’s graves of two sorts are included within the assortment, the feeding bottle no. Three and no. Four should have been produced in native work­retailers throughout the LH IIIC interval. Equally, the kylix no. 5 is the product of the identical interval. The piriform jars within the collec­tion present parts attribute of its LH IIIA2 pe­riod counterparts. The squat alabastrons after the sample of FS 85 within the LH IIIA2-IIIB intervals. The small jugs, which had been employed intensively within the Mycenaean pot­tery rep­ertoire, are represented within the assortment by the FS 114 type. The physique of this pottery increasing in the direction of the stomach and the rising base may be noticed in different jug types as a particular characteristic. The juglet no. 13, the origin of which may be traced again to the Minoan pottery tradi­tion, is likely one of the uncommon examples with its quick beak half.

Sadberk Hanım Müzesi koleksiyonu içerisinde yer alan Miken seramiklerinden altısı taşıma amaçlı, yedisi ise servis amaçlı üretilmiştir. İçerisinde zeytinyağı muha­fa­za edilen 1 ve 2 no’lu üzengi kulplu testilerin benzerleri GH IIIA2-IIIB dönemleri içerisinde geniş bir coğrafyada ticari olarak pazarlanmıştır. Çocuk mezarlarına bırakılan emzikli kapların iki ayrı forma ait olan örnekleri koleksi­yon­da yer alırken, Three ve Four no’lu emzikli kaplar GH IIIC döneminde yerel atölyelerde üretilmiş olmalıdırlar. Ben­zer biçimde 5 no’lu kylix de aynı dönemin ürünü olmalı­dır. Koleksiyondaki piriform kaplar, GH IIIA2 dönemi benzerleri ile tipik unsurlara sahiptir. FS 85 formundaki bodur alabastronlar ise GH IIIA2-IIIB dönemleri içeri­sin­de üretilirken, içerisine kıvamlı kokuların saklanması için kullanılıyor olmalıydı. Miken seramik repertuarı içe­risinde yoğun bir kullanımı bulunan tek kulplu küçük tes­tiler ise koleksiyonda FS 114 formu ile temsil edilirken bu formun karna doğru genişleyen gövdesi ve yükselen kaidesi ayırıcı bir özellik olarak diğer testi formları arasın­da izlenebilmektedir. Bununla birlikte kökeni Minos se­ramik repertuvarına kadar geriye giden formlar içeri­sinde yer alan 13 no’lu testicik, kısa gaga kısmıyla ender ele geçen örneklerden biridir.

R. Eser KORTANOĞLU & Müge SAVRUM-KORTANOĞLU
Cedrus VIII (2020) 117-134. DOI: 10.13113/CEDRUS.202005

Geliş Tarihi: 27.12.2019 | Kabul Tarihi: 11.04.2020

Öz & Summary

Yunanistan’ın tarih öncesi anıtsal kütleleri için alan, topografya ve plan gibi bazı parametrelerdeki benzer­likleri belirlemek, bölgeleri ve yapıları detaylı kümeler içerisinde değerlendirmek mümkündür. Bu kümelerin öğeleri Kuzey Yunanistan’ın Teselya Bölgesi’ndeki Sesk­lo, Dimini ve Nea Nikomedeia gibi yerleşim alanlarındaki merkezi ve üretken kütlelerdir. Ancak aynı bölgede bu­lunan Magoula Visviki’de, yaklaşık olarak aynı döneme tarihlendirilen bir yapının plan tipolojisi ve bu tipoloji­nin anlamsal üretimi onu başka bir kümenin primitif örneği yapabilir. Sesklo, Dimini ve Nea Nikomedeia gibi önemli arkeolojik alanlarda Neolitik Yunanistan’ın anıtsal ve merkezi kütleleri olan megaronlarla karşılaşı­yoruz. Magoula Visviki megaronu neredeyse aynı döne­me ait olmakla birlikte dikdörtgen bir plan tipine sahip­tir. Ancak temel küme öğelerinden oldukça radikal bir ayrım göstererek çoklu giriş düzenlemesi göstermekte­dir. Magoula Visviki’nin, Yunanistan’daki Geç Arkaik Dönem ve Klasik Dönem’e tarihlendirilen bazı anıtsal dinsel yapılarla farklı parametrelerde bazı ortak özellik­leri vardır. Magoula Visviki kütlesinin, Erken Hellas Dö­nemi’nde Lerna, Protogeometrik Dönem’de Lefkandi He­roon ve Nikhoria gibi örneklerle anıtsallık, çoklu giriş ve birden fazla salon gibi büyük benzerlikleri bu­lun­maktadır. Bu yazıda mimari kurgu, süreklilik ve et­ki­leşim olgusu, tarih öncesi ve tarihsel dönem arasında­ki uzun zaman dilimine yayılmış olan anıtsal yapıların farklılıkları ve benzerlikleri ele alınmıştır.

It’s doable to find out similarities in some parameters equivalent to area, topography and plan for pre­historic monumental plenty of Greece and to judge the areas and constructions in detailed units. The areas of those units are the central and productive plenty within the settle­ments as Sesklo, Dimini and Nea Nikomedeia within the Thes­saly re­gion of northern Greece. Nonetheless, a struc­ture within the Ma­gou­la Visviki was based in the identical space with ap­proxi­mately the identical relationship. Plan typology of this struc­ture and the manufacturing of the that means of this ty­pology could make it a primitive instance of an one other set type. In necessary archaeological websites equivalent to Sesklo, Dimini and Nea Niko­me­deia, we encounter the meg­arons who monu­psychological and central plenty of Neolithic Greece. Magoula Visviki belongs to virtually the identical pe­ri­ods, it reveals a com­pletely rectangular plan kind and mul­tiple entry ar­rangement on the expense of a reasonably radical separation from the fundamental set. After a protracted interval, Ma­goula Visviki has some widespread options in although dif­ferent parameters with some monu­psychological spiritual constructions such because the Late Archaic Interval, the Classical Interval in Greece. How­ever, Magoula Visviki has nice similarities as monumen­talism, a number of entrance and a couple of corridor, with examples equivalent to in Early Hellas Interval at Lerna, Lefkandi Heroon and Nikhoria in Professional­togeometric Interval. On this paper, the architectural fic­tion, continuity and interplay phenomena are talk about­ed with the variations and similarities of the monumen­tal constructions unfold over a protracted between prehistoric and historic interval.

Müge DURUSU-TANRIÖVER
Cedrus VIII (2020) 135-146. DOI: 10.13113/CEDRUS.202006

Geliş Tarihi: 11.12.2019 | Kabul Tarihi: 21.04.2020

Öz & Summary

Reflectance Transformation Imaging (RTI) was used to document an inscription carved on the sur­faces of 17 limestone blocks of the Yalburt Yaylası Sa­cred Pool Com­plex (Konya), which dates from the XIIIth century B.C. Af­ter a short introduction concern­ing the positioning and the RTI method, and notably its Spotlight-RTI variant, this paper reviews on the imag­ing technique tailor-made to the con­ditions of this particular panorama monument, which con­tains blocks of assorted dimensions organized alongside three axes. Whereas numerous purposes of the RTI method on open-air examination­ples have been reported within the literature thus far[1], our expertise on the Yalburt Yaylası Sacred Pool Com­plex presents a large-scale software of Spotlight-RTI on a posh monument. The paper concludes that RTI is an environment friendly device for documenting panorama monu­ments when the wants of every website are rigorously analyzed. On this large-scale capability, RTI works greatest as a site-specific method personalized to the particulari­ties of every locale.

[1]        E.g. Mudge et al. 2006; Frood – Howley 2014; Akçay 2016.

MÖ XIII. yüzyıla tarihlenen Yalburt Yaylası Kut­sal Havuz Kompleksi’nde (Konya) 17 adet kireçtaşı blo­ğun yüzeylerine kazınmış yazıtın kayıt altına alın­ması için Yansı­tma Dönüşümlü Görüntüleme (Ref­lectan­ce Trans­formation Imaging, RTI) kullanılmıştır. Anıta ve RTI’ın Spotlight-RTI moduna dair kısa bir girişin ardından ma­kale üç farklı yönde ve farklı özelliklerde bloklar içeren Yalburt anıtının sunduğu özel koşullar için tasarlanmış gö­rüntüleme stratejisini anlatmaktadır. Her ne kadar RTI’ın açık havada kulla­nıldığı başka örneklere daha önce literatürde yer veril­miş olsa da, Yalburt Yaylası Kut­sal Havuz Komplek­si’ne dair deneyimimiz Excessive­light-RTI’ın pek çok bile­şeni olan bir kaya anıtı özelinde na­sıl büyük ölçekli bir uygulama olabileceğini göster­mek­tedir. Makale, yerel gereklilikler detaylı şekilde analiz edildiği takdirde RTI’ın kırsal peyzajda konumlanmış ka­ya anıtlarının kayıt al­tına alınması için etkili bir yöntem ola­bileceğini öner­mek­tedir. Sonuç olarak, kaya anıtları­nın bu teknikle görüntülenmesinde en iyi sonuçların alı­na­bilmesi için RTI’ın yerel koşullara uyarlanan ve o yere özgü bir biçimde özelleştirilmiş bir teknik olarak ele alınması gerektiği ortaya konulmaktadır.

Bilcan GÖKCE & Pınar PINARCIK
Cedrus VIII (2020) 147-176. DOI: 10.13113/CEDRUS.202007

Geliş Tarihi: 15.01.2020 | Kabul Tarihi: 18.03.2020

Öz & Summary

Çalışmamızda Geç Hitit Dönemi inanç sistemi içinde yer alan kutsal mekânlar, libasyon, hayvan kurbanı, mezar­lar, ölü yemeği, tanrı ve tanrıçalar ele alınmıştır. Bu kap­samda Geç Hitit Dönemi merkezlerinden Ain Dara, Inform Tayinat, Karkamış, Aleppo ve Zincirli’de yapılmış olan kazı çalışmalarında kutsal mekânlar ortaya çıkarılmıştır. Yapıların tamamı Karkamış örneği hariç megaron planlı­dır. Söz konusu dini mekânlar Geç Hitit Kent Devletle­ri’nin çağdaşları Urartu ve Yeni Assur ile benzerlikler göstermekle birlikte köken olarak daha çok Kuzey Suriye Bölgesi tapınaklarının özelliklerini yansıtmaktadır. Ayrıca İvriz ve Karasu kaya kabartmaları Geç Hitit Kent Devletle­ri’nde dini ritüellerin sadece tapınaklarda gerçekleştirilme­diğini olasılıkla dağlık bölgeler, su kaynakları, kaya gö­zenekleri gibi açık alanlarda da yapıldığını göstermektedir. Geç Hitit Dönemi’nde tanrılar için dikilen steller, tarımsal bereket için libasyon ve hayvan kurbanı gibi dini törenler de gerçekleştirilmiştir. Tasvirli eserlerden dini törenlerde çoğunlukla erkek nadiren kadın din görevlilerinin olduğu tespit edilmiştir. Şimdilik Geç Hitit Dönemi nekropolisleri ya da mezarlıkları ile ilgili veriler sadece Zincirli’den basit çukur gömü ile Karkamış’tan bir kremasyon gömüden bi­lin­mektedir. Bununla birlikte Geç Hitit Kent Devletle­ri’nde mezar steli diktirme geleneği oldukça yaygındır. Mezar steli geleneği Arami ve Fenikelilerden Geç Hitit Kent Devletleri’ne geçmiştir. Geç Hitit Dönemi tanrıları arasında Tarhunzas, Runtiyes/Kurunta, Ay, Güneş ve Dağ; tanrıçalar içerisinde ise Kubaba ve İştar gelmektedir. Tanrıların atribüleri balta, mızrak, okay, yay, topuz, şimşek demeti, üzüm salkımı ve başak demeti; tanrıçalar da ise aynadır.

In our research, sacread areas, libation, sacrificial animal, graves, lifeless meal, gods and goddeesses have been dealt with. Throughout the excavation in Ain Dara, Inform Tayinat, Karkamısh, Aleppo and Zincirli, websites of Neo Hittite Interval, sacred locations have been found. All of this sacred locations besides Karkamısh pattern are megaron-planned. These sacred locations present the identical characteris­tics with Urartu and Neo-Assyria, modern of Neo Hittite Metropolis States, nonetheless they mirror principally options of temples of Northern Syria Area as origin. Moreover, Ivriz and Karasu rock reliefs present that spiritual rituals had been carried out not solely within the temples but in addition in open locations equivalent to mountainous areas, water provides and rock pores. Within the Neo Hittite Interval, steles for gods and non secular ceremonies equivalent to libation for agricultural plen­tifulness and animal sacrifice even have been carried out. Therefore, it has been detected by depicted items that there have been principally male officers and barely feminine officers within the spiritual ceremonies. Knowledge about necropolises or graveyards dated to the Neo Hittite Interval are recognized solely by easy pit burial from Zincirli and a cremation burial from Karkamısh. Nonetheless, custom of erecting grave stel in te Neo Hittite Metropolis States is sort of widespread. The custom of grave stel has handed to the Neo Hittite Metropolis States from Aramaeans and Phoenicians. Amongst gods of the Neo Hittite Interval, there are Tarhunzas, Runtiyes/Kurunta, Moon, Solar and Mount; among the many goddesses there are Kubaba and Ishtar. The attributes of the gods are ax, spear, arrow, bow, bun, lightning bunch, bunch of grapes and bunch of spike; for the goddesses is mirror.

Nazlı YILDIRIM
Cedrus VIII (2020) 177-199. DOI: 10.13113/CEDRUS.202008

Geliş Tarihi: 17.02.2020 | Kabul Tarihi: 21.04.2020

Öz & Summary

Bu çalışmada Sinope kenti içerisinde tespit edilen Dor düzenli mimari blokların tanımlanması, tarihlendirilmesi ve bilim dünyasına tanıtılması amaçlamaktadır. Çalışma içerisinde Dor düzeninde üç sütun gövdesi, yedi başlık ve kentin sur duvarları üzerinde devşirme olarak kullanılmış olan arşitrav-friz blokları incelenmiş, tüm bu mimari par­çaların tipolojik benzerlerinin tespiti, hangi tür yapılara ait olabilecekleri ve tarihlendirilmeleri gibi konulara yer veril­miştir. Kentin erken dönemlerden başlayarak günümüze kadar kesintisiz olarak yerleşim görmüş olmasının yanı sı­ra hemen her dönemde, yeni bir yapı için önceden var olan mimari parçaların devşirme olarak kullanılması, ken­tin farklı dönemlerde sahip olduğu kent dokusunun anla­şılmasını zorlaştırmaktadır ancak araştırma kapsamında in­celenen tüm mimari örnekler Klasik Dönem’den baş­layarak Erken Roma Dönemi’ne uzanan bir Dor düzeni yapılaşmasının varlığı konusunda ön bilgiler sunmaktadır.

On this research, it’s aimed to establish, date and intro­duce the doric architectural bloks present in Sinope Historic Metropolis. Three columns, seven capitals and architrave-frieze blocks which had been used as reused on town partitions had been ex­amined intimately. The willpower of typological similari­ties of all these architectural parts, what sort of buildings they belong to and their relationship are additionally included. Along with the truth that town has been inhabited uninterruptedly from the early intervals till right now, the usage of pre-existing arc­hitectural supplies for a brand new construction in virtually each pe­riod makes it obscure town’s texture in dif­ferent intervals; nonetheless, all architectural examples examined inside the scope of the analysis present preliminary infor­mation in regards to the existence of a Doric constructing ranging from the Classical Interval to the Early Roman Interval.

M. Hamdi KAN
Cedrus VIII (2020) 201-209. DOI: 10.13113/CEDRUS.202009

Geliş Tarihi: 24.04.2020 | Kabul Tarihi: 29.05.2020

Öz & Summary

The principle goal of this text is to share some observations regarding a black determine cup-skyphos, which may be seen within the “Black and Pink Determine Sec­tion” of the present Antalya Archaeology Museum Exhi­bition. The cup is catalogued by the quantity 27.25. 72 and is recognized as a Pergamon discover. It was donated to Antalya Archaeology Museum, by the Ankara Arch­a­eology Museum, in 1974. Since then, no additional research has been carried out. It’s catalogued as a kylix, and da­ted to IVth century B.C. After an in depth description within the first a part of the paper, within the Comparability and Da­ting part, from the associated examples in several museums permits the Antalya skyphos to be connected to ain a bunch, in addition to to distinguish it from different con­short-term vases. Having revised the date and outlined the form of the Antalya instance in these two sections, results in the Interpretation part. On this part the connections, similarities and differentiations recognized within the earlier chapter have been used to attract a con­clusion that features three extra vases (two from the Louvre and one from Adria) along with the Antalya skyphos. The stylistic comparability and the evaluation of the painter’s creative traits signifies that these 4 vases, are very carefully associated to the Runners Painter, if they don’t seem to be painted by him. In conclusion, this ar­ticle updates the data on an exhibited vase, and provides this and three different vases to {the catalogue} related to the Runners Painter.

Bu çalışmanın amacı, Antalya Arkeoloji Müzesi “Si­yah ve Kırmızı Figür Seksiyonunda” sergilenmekte olan 27.25.72 envanter numaralı eser üzerine gerçekleştirilmiş olan birtakım gözlemler ve bunların ortaya koyduğu il­ginç sonuçların bilim dünyasıyla paylaşılmasıdır. Antalya Arkeoloji Müzesi’ne 1974 yılında, Ankara Arkeoloji Mü­zesi’nden, bağış yoluyla gelmiş olan eser, müze envante­rinde “Pergamon buluntusu, M.Ö. IV. yüzyıla ait bir kylix” olarak kayıtlıdır. Müze envanterine kaydedilmesini takiben herhangi bir çalışmaya konu olmamıştır. Vazo­nun ilk bölümde detaylı olarak tanımlanmasının ardın­dan, Karşılaştırma ve Tarihleme bölümünde, farklı mü­ze­lerdeki ilişkili örneklere yer verilmiştir. Bu örnekler, Antalya vazosunun belirli bir grup içine yerleştirmesine olduğu kadar, çağdaşı diğer gruplardan da ayrıştırılma­sına yardımcı olmaktadır. İlk iki bölümde vazonun type ve tarih bilgilerinin güncellenmesiyle, üçüncü bölüm olan Yorumlama kısmına geçilmektedir. Bir önceki bö­lüm­de tanımlanan benzerlik ve farklılıklardan yola çıka­rak, sadece Antalya örneğini değil, ikisi Louvre, biri de Advert­ria kataloglarında bulunan üç diğer vazoyu da kapsa­yan bir sonuca ulaşılmaktadır: Stilistik karşılaştırma ve ressamın üslup özelliklerinin tahlilinden yola çıkarak bu dört vazonun “Koşucular Ressamı” ile yakın bağlantılı olduğu söylenebilir. Sonuç olarak bu çalışma, sergilen­mekte olan bir eser üzerine bilgileri güncellemenin öte­sinde, Antalya Müzesi vazosu ile birlikte üç diğer vazoyu daha “Koşucular Ressamı” envanterine eklemektedir.

SEVGİ H. TEMİZ
Cedrus VIII (2020) 211-222. DOI: 10.13113/CEDRUS.202010

Geliş Tarihi: 17.02.2020 | Kabul Tarihi: 28.04.2020

Summary & Öz

Döneminin Anadolu’daki en güçlü ve zengin devleti­ne sahip Lydialıların antik çağın pahalı, lüks ürünleri olan parfümler, kokulu yağlar ve kremlere olan düşkünlükleri antik kaynaklar vasıtasıyla bilinmektedir. Bu ürünlerin tüketimi MÖ VII. yüzyılın sonu ve VI. yüzyılda orta sınıf ara­sında yaygınlaşır. Akdeniz Dünyası’nda birçok merkez­de bu dönemde bilinen parfüm ve kozmetikler ile bunlara ait kap formlarından farklı yeni bir ürün ve içerisine kon­duğu özgün bir kap formu görülmeye başlar. Batı Anado­lu, Phrygia, Ege Adaları, Yunanistan, İtalya, Fransa, İspan­ya ve Güney Rusya’da ele geçen bu yeni kozmetiğin adı βακκαρίς, sunulduğu kabın ismi ise lydiondu. Olasılıkla Anadolu’nun dışına ihraç edilen ve taklidi yapılan, parfüm ve kozmetik konulduğu bilinen Lydia’ya özgü tek kap for­mu olan lydionların kullanımı, MÖ V. ve IV. yüzyıllarda azalarak da olsa devam etmiştir. Ancak bu yüzyıllara ait buluntuların çoğunluğu tarihlendirilemeyen tabakalardan gelmektedir. Bu çalışmada yedi eser değerlendirilmekte ve hibrit lydionlar olarak sınıflandırılan gruba yeni bir örnek sunulmaktadır. Bu çalışma ile Hamamtepe, İkiztepe ve ye­ni buluntular ışığında geçiş ve geç tip lydionların kronolo­jisine katkı sağlamak amaçlanmaktadır.

Historic literary sources point out that Lydians, who had probably the most highly effective and richest state in Anatolia, had been keen on perfumes, aromatic oils and lotions, which had been ex­pensive and opulent merchandise of antiquity. Consumption of those merchandise grew to become widespread among the many center class within the late VIIth and the VIth centuries BC. Concurrently, a novel product and its personal distinctive vessel type, totally different from the same old perfumes, cosmetics and associated vessel types, started to emerge in lots of facilities all through the Mediterra­nean World. Present in Western Anatolia, Phrygia, the Aegean Islands, the Greek Websites, Italy, France, Spain and Southern Russia, this new beauty and its container had been referred to as βακκαρίς and lydion, respectively. Using lydion, which was most likely the one Lydian fragrance/cosmetic-containing type that was exported and imitated outdoors Anatolia, endured within the Vth and IVth centuries BC, albeit in reducing abundance. Nonetheless, most of those findings had been recovered from undated deposits. Seven lydions are evaluated on this research and a novel instance of the group categorised as hybrid lydions is offered. This research goals to contribute to the chronology of transition and late lydions within the mild of Hamamtepe, İkiztepe and new findings.

Reyhan ŞAHİN
Cedrus VIII (2020) 223-264. DOI: 10.13113/CEDRUS.202011

Geliş Tarihi: 02.04.2020 | Kabul Tarihi: 27.05.2020

Öz & Summary

A century of archaeological excavations in Mi­letus has revealed a spread of Roman homes. Because the Ro­man residential buildings had been found inside the sco­pe of analysis tasks that focussed on the Mycenean and Archaic settlement of town, these ruins didn’t get the at­tention they deserved. This text seeks to contribute to filling this hole. Throughout the excavations within the East-West Trench to the West of the Bouleuterion in 1959 a peristyle courtroom with mosaic ground that apparently belongs to an Atrium Home was found. Chosen deposits from the strata above and under the mosaic ground in addition to from the Byzantine Cistern within the shut proximity of the peristyle courtroom present necessary proof for figuring out the diffe­hire phases of the occupation. Little is understood in regards to the common traits of the pottery from residential con­texts in Miletus. Within the third a part of the article the reperto­ire and origin of the desk and kitchen ware in addition to the transport amphorae from the Atrium Home within the East-West Trench are addressed.

Miletos’ta yüz yılı aşkın süredir yürütülen kazılarda kentin farklı kesimlerinde Roma İmparatorluk Dönemi’ne tarihlenen konut yapılarına rastlanmıştır. Öte yan­dan söz konusu yapılar kentin Miken ve Arkaik Dönem yerleşimini konu alan araştırmalar sırasında ele geçtikleri için hak ettikleri ilgiyi görmemişlerdir. Bu makale, bu ko­nudaki açığa katkı sağlamayı amaçlamaktadır. 1959 yılın­da gerçekleştirilen kazılar sırasında Bouleuterion’un batı­sın­da yer alan Doğu-Batı Açması’nda bir Roma Evi’ne ait tabanı mozaik döşeli peristilli avlunun kalıntıları tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında, mozaik tabanın altında­ki dolgu tabakalarından, peristilli avlu yakınındaki bir Bi­zans Dönemi sarnıcından ve yüzeyden ele geçen sera­mik­ler incelenmiştir. Böylece Roma Evi’nin yerleşim ev­re­leri tespit edilmiştir. Masa servisleri, mutfak kapları ve ticari amphoralardan oluşan seramikler Miletos’ta konut yapılarında kullanılan kapların repertuvarı ve kökeni üzeri­ne de önemli bilgiler sunmaktadır.

Cüneyt ÖZ
Cedrus VIII (2020) 265-277. DOI: 10.13113/CEDRUS.202012

Geliş Tarihi: 11.12.2019 | Kabul Tarihi: 13.03.2020

Öz & Summary

Makalede Rhodiapolis’te yapılan 2006, 2007, 2009 ve 2011 yıllarındaki kazılarda açığa çıkarılarak Antalya Arkeoloji Müzesi koleksiyonuna envanterlik ve etütlük eser olarak kayıt edilmiş pişmiş toprak kandiller incelenmiştir. Mü­zede Rhodiapolis’e ait toplam do­kuz adet pişmiş toprak kandil bulunmaktadır. Bu kandiller Hellenistik ve Roma Dönemi ana başlığı altında dört farklı tipte değerlendirilmiştir. Hellenistik Dönem’e ait üç, Roma Dönemi’ne ait ise altı adet kandil vardır. Bunlardan en erken tarihli kandil MÖ III. yüzyılın ikinci yarısı ile II. yüzyıla, en geç olanı ise MS V.-VII. yüzyıla aittir. Çalışmada incelenenler ile antik kentin eser deposundaki kandiller arasında MS V.-VII. yüzyıla tarihlendirilen Howland Tip 37 C Variant ve Broneer Tip 15’e ait kandiller sayıca çoğunluktadır. Rhodiapo­lis’te yapı­lan kazı çalışmalarıyla kentte seramik üretimi­nin olduğu ele geçen üretim atıklarının analiz sonuçla­rıyla kesinleşmiştir. İn­ce­lenen kandiller arasında sayıca çoğunluğun geç örnekler olu­şu ile antik kentte ele ge­çen üretim atıklarının da özellikle geç döneme ait ol­ması, Howland Tip 37 C Variant ve Broneer Tip 15 kan­dillerinin Rhodiapolis’te üretilmiş olabileceği dü­şüncesini akla getirmektedir. Fakat geç dönem seramik üre­tim atıkları içerisinde bu tipe ait kandil atıklarının bulunma­ması bu düşüncemizi şu an için kanıtsız bırak­mak­tadır. İlerle­yen yıllarda yapılacak kazı çalışmaları bu savımızı destekleyici verilerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Terracotta oil-lamps, which had been unearthed throughout excavations at Rhodiapolis in 2006, 2007, 2009, and 2011 and recorded as stock and research objects in Antalya Archeology Museum assortment, had been studied on this article. There are 9 terracotta oil-lamps belonging to Rhodiapolis within the museum. These oil-lamps had been examined in 4 classes underneath the primary title of the Hellenistic and Roman Intervals. There are three oil-lamps from the Hellenistic Interval and 6 oil-lamps from the Roman Interval. The earliest oil-lamp dates again to the second half of the IIIrd century and the IInd century B.C., the newest dates again to the Vth-VIIth century A.D. Among the many oil-lamps within the artifact warehouse of the traditional metropolis, Howland Kind 37 C Variant and Broneer Kind 15 oil-lamps which date again to Vth-VIIth century A.D. are the bulk primarily based on their numbers. The excavations in Rhodia­polis confirmed the ceramics professional­duction within the metropolis by the evaluation outcomes of the manufacturing wastes. Since a lot of the oil-lamps examined are late interval sam­ples and that the manufacturing wastes recovered within the historical metropolis particularly belong to the late interval, it sug­gests that Howland Kind 37 C Variant and Broneer Kind 15 oil-lamps may need been produced in Rho­diapolis. Nonetheless, our thought has not been confirmed in the meanwhile as a result of absence of wastes of the sort of oil-lamp within the late interval ceramic manufacturing wast­es. Excava­tions within the coming years will reveal da­ta to assist our suggestion.

Sinan MİMAROĞLU
Cedrus VIII (2020) 279-297. DOI: 10.13113/CEDRUS.202013

Geliş Tarihi: 05.03.2020 | Kabul Tarihi: 07.04.2020

Öz & Summary

Letoon, Muğla ili, Fethiye ilçesi, Kumluova Beldesi sınırları içerisinde, Eşen Çayı’nın batısında yer almaktadır. Letoon kazıları 1960’lı yıllarda başlamış, kazıların Doğu Ro­ma araştırmaları etabında Erken Doğu Roma İmpara­torluğu Dönemi’ne tarihlenen bir manastır olduğu düşü­nülen yapı, Profesör R. Martin Harrison tarafından ortaya çıkarılmıştır. Son dönemde bu alanda yapılan kazı ça­lışmaları bu görüşü destekler niteliktedir. Bu çalışmada Le­toon Kutsal Alanı kazılarında bulunmuş Geç Roma–Erken Doğu Roma Dönemi’ne tarihlenen kırmızı astarlı seramiklerin ön değerlendirilmesinin yapılması amaçlan­mıştır. Servis kapları içinde değerlendirilen bu kaplar sayı­sal olarak oldukça yoğun oranda ele geçmiştir. Bu kapların ön değerlendirmesi sonucunda Afrika Kırmızı Astarlı, Fo­ça Kırmızı Astarlı, Kıbrıs Kırmızı Astarlı ve Sagalassos Kır­mızı Astarlı Seramik gruplarına ait formlar tespit edilmiş­tir. Bunların yanı sıra yerel üretime ait olduğu düşünülen kırmızı astarlı seramikler üzerinde çalışmalarımız devam etmektedir. Sivil yerleşime dair verilerin oldukça az olduğu Letoon Kutsal Alanı’nda değerlendirmeye alınan sera­miklerin çoğunluğu manastırla ilgili ticari faaliyetlerin bir sonucu olmalıdır. MS. VI. yüzyılın başında kurulan Le­toon Manastırı VII. yüzyılın ilk yarısına kadar kullanılmış­tır. Çalışmada değerlendirilen çoğu Geç Roma–Erken Do­ğu Roma Dönemi Kırmızı Astarlı Seramikleri’nin kulla­nım evrelerinin manastır ile çağdaş olduğu görülmüştür. Bu ön değerlendirme çalışmasında Letoon’un Geç Roma–Erken Doğu Roma Dönemi’ne tarihlendirilen farklı type­lara sahip kırmızı astarlı seramik grupları incelenerek tanı­tım­la­rının yapılması ve bu döneme ait seramik çeşitliliği ile yoğunluğu hakkında bilgi verilmesi amaçlanmaktadır.

Letoon is situated within the west of Eşen’s river inside the borders of Kumluova in Fethiye district of Muğla prov­ince of Turkey. Excavations of Letoon had been launched within the 1960s, and a construction assumed to be a monastery relationship again to the Early Jap Roman Interval was discovered by Professor R. Martin in excavations carried out within the context of Early Jap Roman researches. Excavation works per­type­ed just lately on this space are supportive of this view. This research aimed to undertake the preliminary appraisal research of crimson slip pottery which dated again to the Late Roman – Early Jap Roman Interval and had been found in excavations of Letoon sanctuary middle. These ceramics evaluated to be un­der the class of service ware had been obtained in massive portions. Upon the preliminary appraisal of those comprise­ers, types appertaining to African Pink Slip, Phocaean Pink Slip, Cypriot Pink Slip and Sagalassos Pink Slip Ware sub-groups had been recognized. Apart from research on these types, stud­ies additionally on crimson slip pottery that are thought of to be regionally produced are nonetheless underway. Most of evaluated ceramics within the Letoon sanctuary middle the place traces of civilian settle­ment are fairly uncommon have to be ensuing from business ac­tiv­ities of the monastery. In mild of excavation findings, it was deduced that Letoon Monastery established within the early VIth cen­tury A.D. was operational till the primary half of the VIIth century A.D. It was discerned that the time when the monas­tery was operational coincided with the interval of us­age of probably the most of crimson slip pottery of the Late Roman – Early Jap Roman Interval which had been analyzed on this research. With this research goal to introduce the crimson slip pottery that are together with totally different types from Letoon’s sanctuary and to provide the infor­mation about selection and density of them on this interval.

Erdoğan ASLAN & Uğurcan ORHAN
Cedrus VIII (2020) 299-323. DOI: 10.13113/CEDRUS.202014

Geliş Tarihi: 17.02.2020 | Kabul Tarihi: 16.03.2020

Öz & Summary

Kekova Island is close to Üçağız village inside the borders of the Demre District of Antalya Province. Since 2012, researches have been carried out each on the island and underwater. Within the underwater surveys carried out in 2016, a brand new wreck space was recognized. The wreck space is situated very close to the Basket-handled Amphora Wreck, which is off the Tersane Bay and da¬tes from the Archaic Interval. Attributable to its location, regardless of the area’s intense sea site visitors, a few of the terracotta vessels within the cargo of this shipwreck have survived intact to right now. Because the discovery and safety of those cultural property is of nice significance, a rescue excavation was carried out on this precedence space, which awaits pressing intervention. To find out the precise varieties of pottery vessels intact within the space it was investigated with scientific-systematic strategies and so they had been delivered to the floor using appropriate strategies and methods. They had been then positioned in desalination tanks put in within the museum atmosphere.
Inside the scope of this underwater rescue excavation, amphorae, terracotta kitchen vessels, objects for ship use, some vessel types of undetermined origins, bronze vessels and metallic objects had been recognized. The finds had been studied to find out their origin, operate and date. The pottery vessels and objects obtained on account of this rescue work had been examined intimately and are launched to the world of science.

Kekova Adası, Antalya İli Demre İlçesi sınırları içerisinde Üçağız Köyü yakınlarında yer almaktadır. 2012 yılından itibaren hem ada üzerinde hem de sual¬tında araştırmalar gerçekleştirilmiştir. 2016 yılında yapılan sualtı araştırmalarında ise yeni bir batık alanı tespit edilmiştir. Batık alanı; Tersane Koyu açıklarında bulunan ve Arkaik Dönem’e tarihlenen Sepet Kulplu Amphora Batığı’na çok yakın bir konumda yer almak¬tadır. Bulunduğu konum itibari ile bölgenin yoğun deniz trafiğine rağmen batığın kargosunda yer alan pişmiş toprak kapların bazıları şans eseri günümüze kadar sağlam olarak koruna gelmiştir. Söz konusu kültür varlıklarının tespiti kadar korunması da büyük önem arz etmesinden dolayı acil müdahale bekleyen öncelikli bu alan için kurtarma kazısı gerçekleştirilmiştir. Alanda sağlam durumda bulunan pişmiş prime¬rak kapların bilimsel-sistematik yöntemlerle tam niteliklerinin araştırılması için uygun yöntem ve tekniklerle su üstüne çıkartılmıştır. Sonrasında müze ortamında kurulan tuzdan arındırma tanklarına yerleştiril¬mişlerdir.
Sualtı kurtarma kazısı kapsamında batık alanında; amphoralar, pişmiş toprak mutfak kapları, gemi kulla¬nımına ait objeler, kökeni tespit edilemeyen bazı kap formları ile bronz kaplar ve metallic objeler tespit edil¬miştir. Tespit edilen buluntular; köken, işlev ve tarih olarak ele alınmıştır. Tüm yapılan çalışmalar netice¬sinde ele geçen pişmiş toprak kap ve objeler detaylı olarak incelenmiş ve bilim dünyasına tanıtılmaya çalışılmıştır.

Hacer SANCAKTAR & Kudret SEZGİN
Cedrus VIII (2020) 325-349. DOI: 10.13113/CEDRUS.202015

Geliş Tarihi: 03.04.2019 | Kabul Tarihi: 12.05.2020

Öz & Summary

Bölgenin arkeolojik potansiyelinin anlaşılması ama­cıyla 2017-2019 yılları arasında gerçekleştirilen yüzey araş­tırmaları sonucunda Yozgat bölgesindeki en erken iskân izlerinin Geç Neolitik Çağ sonu-Erken Kalkolitik Çağ baş­larına kadar geriye gittiği, bölgede Erken Tunç Çağı’ndan itibaren yoğun bir prehistorik yerleşim ağının ortaya çık­tı­ğı ve bu iskân sürecinin Geç Demir Çağı, Hellenistik Dö­nem, Roma Dönemi ve Geç Antik Çağ’da da devam ettiği anlaşılmıştır. Kızılırmak Havzası içerisinde yer alan Yoz­gat’ın kuzeyi antikçağda Pontos Bölgesi ve daha sonra da Galatia Bölgesi sınırları içerisindeyken güneyi ise Kappa­dokia Bölgesi sınırlarında yer almıştır. Tespit edilen kaya mezarları­nın haritalandırılması sonucunda antikçağ Pon­tos-Galatia sınırı hattındaki Yozgat merkez ilçe, Çekerek ve Aydıncık gibi bölgenin kuzey ilçelerinde yoğunlaştıkları anlaşılmıştır. Kappadokia Bölgesi sınırlarına giren güney ilçelerinde ise ölü gömme geleneklerinde tümülüs mezar­ların çok daha yaygın olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışma kapsamında, tespit edilen kaya mezarlarının tipleri ve böl­gesel dağılımlarının yanı sıra ele geçtikleri yerleşimlerin de ana karakterleri ve yerleşim kronolojileri değerlendirilmiş­tir. Tespit edilen mezar tipleri arasında arcosolium ve kha­mo­sorion tipi kaya mezarlarının yoğun olduğu görülmek­tedir. Fakat bu mezarların yanı sıra Paphlagonia kaya me­zarları kapsamında değerlendirilen ve en güneydeki yayı­lım alanı Çorum-Gerdekkaya ile sınırlanan çift sütunlu bir kaya mezarı ve bu bölge için bilinmeyen antropomorfik khamosorion tipi kaya mezarı da bölgenin mezar tipolojisi kapsamında ele alınmıştır.

With a view to perceive the archaeological po­tential of the area, surveys had been carried out between 2017 -2019, and on account of these efforts, it has been deter­mined that the earliest settlement traces within the Yozgat re­gion date from the Late Neolithic – Early Chalcolithic Age, and a dense prehis­toric settlement community emerged from the Early Bronze Age, and the settlement course of contin­ued throughout the Late Iron Age, Hellenistic, Roman and Late Vintage intervals. Yozgat is situated within the Kızılırmak Basin, and north of Yozgat was inside the borders of the Pontus Area and later the Galatia Area, whereas to the south was the Cappadocian Area in Antiquity. On account of map­ping the graves discovered, it was understood that they’re con­centrated within the northern districts of the area, such because the central district of Yozgat, Çekerek and Aydıncık on the road of the Pontus-Galatia border. Within the southern districts, en­tering the borders of the Cappadocia Area, it was underneath­stood that in burial traditions the tumuli had been rather more widespread. On this research, along with the kinds and area­al distribution of the recognized rock-cut tombs, the primary char­acteristics and chronologies of the settlements wherein they’re situated are evaluated. Among the many grave sorts recognized, the arcosolium and chamosorium kind rock-cut tombs are concentrated. On this context, an an­thro­pomorphic chamosorium kind rock-cut tomb, which isn’t in any other case recognized from this area, was additionally examination­ined inside the scope of the tomb typology of the area. Amongst different graves nonetheless, a columnar rock-cut tomb, evaluated inside the scope of Paphlagonia rock-cut tombs, and whose southern spreading space was bounded by Çorum-Gerdekkaya, can also be mentioned.

Ufuk ÇÖRTÜK
Cedrus VIII (2020) 351-381. DOI: 10.13113/CEDRUS.202016

Geliş Tarihi: 10.03.2020 | Kabul Tarihi: 23.05.2020

Öz & Summary

The survey space covers the Yeşilyurt (Pisye) plain within the north, Sarnıçköy (Pladasa) and Akbük Bay within the south, inside the borders of Muğla. The epigraphic research carried out on this space point out the presence of a koinon between Pisye and Pladasa, the 2 important cities within the area. There are additionally settlements of Londeis (Çiftlikköy), Leukoideis (Çıpı), Koloneis (Yeniköy) within the territory of the koinon. Throughout the surveys, many several types of burial struc­tures had been encountered inside the territory of the koi­non, the place a scattered settlement mannequin is seen. This research notably focuses on vaulted chamber tombs, cham­ber tombs and rock-cut tombs within the territory. On account of the survey, 6 vaulted chamber tombs, 6 chamber tombs and 16 rock-cut tombs had been evaluated on this research. The date of the vaulted chamber tombs coincides throughout the Macedonian rule within the koinon of Pisye-Pladasa, which started with Asandros in 323 BC and continued till 197 BC by Philippos V within the area. The development date of the cham­ber tombs within the koinon territory factors out a interval after 197 BC inside the ruling system of Rhodes. Nonetheless, the chamber tomb on the website of Asartepe within the deserted village of Tınaz is dated to the Late Geometric interval within the mild of the context ceramic findings in comparable tombs. The rock-cut tombs that had been used within the rural settlement mannequin within the area must be dated between IInd century BC and IInd century AD.

Araştırma alanı, Muğla ili sınırları içinde, kuzeyde Ye­şil­yurt (Pisye) ovasından, güneyde Sarnıçköy (Pladasa) ve Akbük Koyu’nu da içine alan bölgeyi kapsamaktadır. Bu alanda yapılan epigrafik araştırmalar bölgenin önemli iki kenti olan Pisye ve Pladasa arasında bir koinonun varlığını işaret etmektedir. Koinonun territoriumu içinde Londeis (Çift­likköy), Leukoideis (Çırpı), Koloneis (Yeniköy) yerle­şimleri de bulunmaktadır. Dağınık bir yerleşim modeli sergileyen koinon territoriumunda gerçekleştirilen yüzey araş­tırmalarında farklı tiplerde birçok mezar yapıları ile de karşılaşılmıştır. Bu çalışma ile özellikle territoriumdaki tonozlu oda mezarlar, oda mezarlar ve kaya oygu mezarlar üzerinde durulmuştur. Yapılan araştırmalar sonucunda 6 tonozlu oda mezar, 6 oda mezar ve 16 kaya oygu mezar çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Tonozlu oda me­zar­ların tarihi Pisye-Pladasa koinonundaki MÖ 323 yılın­da Asandros ile başlayan ve MÖ 197 yılına V. Philippos’a ka­dar devam eden Makedon yönetimi süreciyle örtüşmek­tedir. Koinon territoriumundaki oda mezarların inşa tarihi ise bölgenin Rhodos’un yönetim sistemi dahilinde MÖ 197 yılı sonrası bir dönemi işaret etmektedir. Fakat eski Tı­naz köyü Asartepe mevkiindeki oda mezar, benzer mezar­lardaki kontekst seramik buluntular ışığında Geç Geomet­rik Döneme tarihlenmektedir. Bölgede izlenen kırsal yerle­şim modeli içinde kullanılan kaya oygu mezarların ise MÖ II. yüzyıl-MS II. yüzyıl arasına tarihlenmesi gerekmektedir.

Birol CAN & Demet BEŞİKÇİ
Cedrus VIII (2020) 383-400. DOI: 10.13113/CEDRUS.202017

Geliş Tarihi: 29.03.2020 | Kabul Tarihi: 18.05.2020

Öz & Summary

Antikçağlarda özel yemek odalarında konuklara ik­ram­lıkların sunulduğu masalar, ihtiyaç ve işlevi doğrultu­sunda farklı formlarda yapılmışlardır. Roma Dönemi’nde tricliniumlarda ve açık havadaki kır yemeklerinde stiba­dium olarak adlandırılan yarım dairesel sedirlerin önünde önceleri yuvarlak formda kullanılan masalar zamanla çev­relendiği sedirin formuna uydurularak at nalı şeklini al­mış­lardır. Sigma formlu olarak adlandırılan yarım dairesel bu masalar Hristiyanlığın yaygınlaşmasıyla birlikte, İsa ikonografileri içinde yer alan pek çok nesne gibi kutsal sa­yılmışlardır. Erken Hristiyanlık dönemi sanatçılarından ba­zılarının, İsa’nın 12 havarisiyle birlikte yemek masasın­da tasvir edildiği son akşam yemeği temalı eserlerinde sig­ma formlu masaya yer vermiş olmaları da bunda etkili ol­muş olmalıdır. Böylece sigma formlu masalar kilise litürji­sinde altar tablası olarak yerini almıştır. Sade, bezemeli, ça­nak yuvalı gibi tiplerde olan sigma formlu altar tablaları, özellikle erken Hristiyanlık döneminde sıkça kullanılmış, geç dönemlere doğru altar tablası işlevinin yanı sıra, Kıpti mezar taşları gibi farklı amaçlarla da kullanım görmüştür. Blaundos antik kenti 2019 kazı çalışmalarında ele geçen altar tablası benzer örneklerine göre biraz daha küçük ve sade işlenmiştir. Erken Doğu Roma Dönemi atölye me­kan­larının hemen önündeki taş döşeli alanda parçalanmış vaziyette açığa çıkan tabla, benzer örnekler ve aynı kon­tekste ele geçen havan, sikke gibi buluntular ışığında MS V. yüzyıla tarihlenmiştir. Kentin kilise kayıtlarında adı geç­me­si ve yüzeyde takip edilebilen yoğun Doğu Roma yapı­laşmasına rağmen, kilise olduğu kesin olarak söylenebile­cek bir yapıya rastlanmamaktadır. Bu konuda daha önceki araştırmalardaki öneriler, kazılarda ele geçen Hristiyan­lıkla ilgili veriler ve özellikle sigma formlu altar tablası, muh­temel kilise yapısının konumu ve tarihi hakkında da fikir vermektedir.

In historical instances, tables wherein particular treats had been served to the friends had been made in several types in step with their wants and features. Throughout the Roman interval, within the tricliniums and outside prairie feasts, the tables that had been utilized in a spherical type in entrance of the semi­round shaped couches referred to as stibadium, had been tailored to the type of the sofa wherein they had been surrounded in time. These semicircular tables, referred to as Sigma types, had been thought of sacred like many objects within the iconog­raphy of Christ with the unfold of Christianity. The truth that a few of the early Christian artists together with a sigma-shaped desk of their final supper-themed work, wherein Jesus was depicted along with his twelve apostles has made this unfold out simpler. Thus tables with sigma type have taken their place in church liturgy as altar trays. Sigma-shaped altar trays, that are plain, adorned or with a bowl open­ing, had been regularly used particularly within the early Christian interval. Along with their operate because the altar tray, they had been additionally used for various functions, equivalent to Coptic tombstones. The altar plate unearthed within the exca­vations of Blaundos historical metropolis in 2019 was barely smaller and undecorated than comparable examples. The pla­te, which was found torn aside within the stone paved space proper in entrance of the Early East Roman workshop spa­ces, was dated to the fifth century AD within the mild of comparable examples and findings equivalent to mortars and cash present in the identical context. Regardless of the very fact town was talked about within the church data and the dense East Ro­man constructions that may be adopted on the floor, there is no such thing as a construction that may be mentioned to be definitively a church. Earlier researches on this topic suggests, the info about Christianity that had been present in excavations, and particularly the sigma-shaped altar desk provides an thought in regards to the location and in addition historical past of the doable church construction.

Bilal SÖĞÜT & Ertaç YILDIRIM
Cedrus VIII (2020) 401-428. DOI: 10.13113/CEDRUS.202018

Geliş Tarihi: 28.04.2020 | Kabul Tarihi: 11.05.2020

Öz & Summary

Muğla ili, Yatağan ilçesi, Yeşilbağcılar mahallesi sınır­ları içindeki Değirmendere Mevkii’nde Muğla Müze Mü­dürlüğü başkanlığında yapılan kazı çalışmaları sırasında, zeytinyağı işlik alanları ve yakınındaki dikdörtgen planlı me­kanlardan oluşan kesin tanımlanamayan kompleks ya­pılara ait kalıntılar tespit edilmiştir. Tespit edilen bu kalın­tıların doğu kenarında eğimli alanda olması nedeniyle da­ha iyi korunmuş ve planı belirlenebilen bir yapı, güneybatı yönde tekil durumda yana yana sıralanmış depolama alan­ları ve bunların ikisinin arasında ise tam planı belirleneme­yen ve çok odalı yapılara ait kalıntılar ele geçmiştir. Bu ka­lıntı içinde bir mekanın kenarında ele geçen bronz mücev­her kutusu ve içinde muhafaza edilen takılar çalışmanın ko­nusunu oluşturmaktadır. Söz konusu bronz kutu, yak­laşık 1000 yıl boyunca kapalı bir şekilde korunmuştur. Ku­tu içinde iki çift küpe, üç kolye ucu, iki bilezik ve üç yüzük­ten oluşan Doğu Romalı bir kadının takı seti olarak adlan­dırabileceğimiz buluntu grubu ve ayrıca bir parça kuvars (kaya kristali) ve bir kemik zar bulunmuştur. Buluntular, farklı kentlerden ele geçmiş veya müze koleksiyonlarında bulunan benzerleriyle karşılaştırılmış ve kontekst veri olması da göz önünde alınarak değerlendirilmiştir. Ayrıca üretim ve süsleme teknikleri hakkında bilgi verilerek tanı­tılmış olan buluntuların, üretim yeri ve aşamaları konu­sunda da birtakım önerilerde bulunulmuştur. Söz konusu buluntu grubu bronz kutu içerisinde farklı takı türlerinin bir arada ele geçmiş olmasıyla Orta Doğu Roma Dönemi takı modasını bütüncül bir şekilde yansıtması açısından oldukça önemlidir.

Rescue excavations carried out by the Muğla Mu­seum Directorate within the Değirmendere Locality with­within the territory of Yeşilbağcılar in Yatağan District of Muğ­la Province, discovered stays belonging to olive oil press­es and close by complexes with rectangular rooms, not identifiable. A construction with a discernible format was discovered on the jap finish of those stays, higher pre­served as a result of its location on sloping floor, and within the southwest are storage areas facet by facet, and within the space in between these two are the stays belonging to uniden­tifiable multi-room complexes. In these stays had been discovered a bronze jewelry field that had survived untouch­ed for a thousand years. It contained two pairs of ear­rings, three necklace pendants, two bracelets and three rings -most probably the jewelry set of an East Roman wo­m­an – along with a bit of quartz (rock crystal) and a die of bone. These finds are in contrast with comparable examination­ples of assorted provenances and museums and are as­sessed in respect to the discover’s context and its high quality. The finds are offered along with their manufacturing and de­coration methods and proposals are made concern­ing provenance and strategies of manufacturing. This group of jewelry inside a bronze field is of im­portance re­presenting the style in jewelry of the Center East Roman interval.

Kasım OYARÇİN & Suat ŞAHİN
Cedrus VIII (2020) 429-450. DOI: 10.13113/CEDRUS.202019

Geliş Tarihi: 02.12.2019 | Kabul Tarihi: 24.04.2020

Öz & Summary

Mersin ili, Bozyazı ilçesi, Dikilitaş mevkiinde bulunan Pullu arkeolojik sit alanında Anamur Müze Müdürlüğü başkanlığında 2017 ve 2018 yıllarında yapılan arkeolojik ka­zılar sonucunda, bazilikal planlı bir kilise ortaya çıkarıl­mıştır. Dikilitaş Pullu Kilisesi, Dağlık Kilikya Bölgesi’nde, Nagidus ile Anemurium kentlerinin arasında bir koy kıyı­sına, Geç Antikçağ’da inşa edilmiştir. Çalışmamızın konu­su­nu, yapıda gerçekleştirilen kazılar sonucunda bulunan 17 Geç Antikçağ sikkesi oluşturmaktadır. Çalışma kapsa­mında sadece Dikilitaş Pullu kilisesi kazıları ve sikkeleri hakkında genel bilgi verilmemiş, aynı zamanda Dikilitaş Pullu Kilisesi sikkeleriyle, yine Dağlık Kilikya’da yer alan Anemurium, Celenderis, Olba ve Elaiussa Sebaste kentle­ri­ne ait Geç Antikçağ sikke verileriyle karşılaştırılarak bir takım numismatik verilere ulaşmak amaçlanmıştır. Ayrıca bölgenin tarihi hakkında yazılı kaynaklardan öğrendiği­miz bilgiler sikke buluntularıyla da doğrulanmaya çalı­şılmıştır. Dikilitaş Pullu Kilisesi’nde ele geçen Geç Antik­çağ sikkeleri üzerinde hem Dağlık Kilikya Bölgesi’ndeki, Sasani akınlarının etkileri aranmış hem de yapının mimari kalıntılarıyla birlikte yorumlanarak inşa ve tadilat evreleri hakkında birtakım sonuçlar çıkarılmıştır. Dağlık Kilikya Bölgesi’ndeki arkeolojik kazılardan ele geçen Geç Antikçağ sikkeleriyle ilgili yayımların Anadolu’daki diğer antik böl­gelere oranla oldukça az olması da çalışmanın önemini arttırmaktadır.

Archaeological excavations carried out in 2017 and 2018 underneath the route of Anamur Museum Di­rectorate within the Pullu archaeological website in Dikilitas, Boz­yazı district of Mersin revealed a basilica church. The Di­kilitas Pullu Church was constructed within the Late Vintage on the banks of a bay between the traditional cities of Nagidos and Anemurium within the Tough Cilicia area. The topic of our research is the composed of 17 cash dated to Late Anti­que discovered on account of archaeological excavations carri­ed out within the construction. Inside the scope of the research, not solely common details about the excavations and co­ins of the Dikilitas Pullu Church was given, but in addition the Late Vintage coin information of the Anemurium, Celenderis, Olba and Elaiussa Sebaste metropolis, that are additionally situated within the Tough Cilicia, had been in contrast with the numismatic information. As well as, the data we’ve discovered from the written sources in regards to the historical past of the area has been tried to be confirmed by coin finds. On the Late An­tique cash uncovered within the Dikilitas Pullu Church, each the results of the Sassanid assaults within the Tough Cilicia Area had been searched and the outcomes of the development and renovation phases had been interpreted with the archi­tectural stays of the constructing. The truth that the pub­lications on the Late Vintage cash recovered from the archaeological excavations within the Tough Cilicia area is comparatively low in comparison with different historical areas in Ana­tolia additionally will increase the significance of the research.

Banu ÖZDİLEK
Cedrus VII (2020) 451-487. DOI: 10.13113/CEDRUS.202020

Geliş Tarihi: 08.05.2020 | Kabul Tarihi: 01.06.2020

Öz & Summary

Batı Lykia Bölgesi’nin kutsal alanı olan Letoon’un tarihinin Prehistorik çağlara değin uzandığı arkeolojik verilere göre saptanmıştır. Letoon’un yazılı kaynaklar ışı­ğında ise MÖ II. bine değin kutsallığı bilinmektedir. Letoon’un Lykia’nın kutsal alanı olarak seçilmesindeki en önemli neden Anadolu kültürlerinde kutsal sayılan kayalıklar ile doğal su kaynağının burada bulunmasıdır. Letoon’da açık hava kült alanı olduğu düşünülen alanın olduğu bölgede Lykia’nın en erken döneme tarihlenen heykeli ele geçmiştir. Bu heykel kutsal alanın dip tari­hin­den beri süre gelen Anadolu uygarlıklarıyla bağlan­tısını aydınlatacak bir veridir. Tiyatronun yaslandığı, Tüm­tüm Tepe’nin batı kayalık yamacı yerleşim tesisle­rinin bulunduğu düzlüğün doğu yanı bir sıra doğal bir set oluşturur. Letoon’da tiyatronun yaslandığı Tümtüm Tepe boyunca Four kotta teras duvarları yamaç boyunca uzanmaktadır. Teras duvarı kazıları sırasında kaya ba­samaklı podyum şeklinde yükselen, üzerinde sunu ça­nakları bulunan çok büyük bir ana kaya kütlesi ortaya çıkarılmıştır. Kayalık alanda yarıklar, bu yarıklarla bağ­lantılı su döşemi, küçük bir mağara da yer almaktadır. Kaya basamaklı sunu alanının bulunduğu kayalığın bir kısmının taş ocağı olarak kullanıldığı görülmüştür. Ka­ya basamaklarının bulunduğu alandan kültle bağlantılı adak objeleri ve çeşitli hayvan kemikleri, domuz dişleri ele geçmiştir. Bu çalışmada kaya basamaklı sunu alanı, kazılarından ele geçen objelerle birlikte değerlendirile­cektir. Letoon Kutsal Alanı’nın erken Anadolu kültür­leri ile inanç birlikteliğine ve Letoon’daki tanrılarla bir­likte kültlere değinilecektir.

The Letoon, the widespread sanctuary of the West Lycia Area has a historical past that dates from pre­historical past and from written sources the sanctity of the Letoon was recognized from 2000 B.C. onwards. A very powerful purpose past doubt why Letoon was chosen because the holy space of Lycia was as a result of its pure sources of water. The rocks had been thought of sacred in Anatolian cultures, primarily the Hittites. Within the stud­ies carried out to unearth the terrace partitions, a rock step­p­ed space was uncovered. Within the space the place there are rock steps, libation bowls carved into the rock, water relat­ed preparations, rock carved canals, pure rock pits, pure rock crevices and a small cave had been unearthed. All of those options of this space recommend an open-air cult space. Each the design of the realm and the finds re­lat­ed to cult present information indicating the spiritual iden­tity of the realm. Inside the rock-stepped space, which is assumed to have been an open-air cult space, a sculp­ture, named “summary” was discovered. In evaluating this rock-stepped presentation space, the Letoon’s connec­tion with Anatolian cultures’ gods and cults inside the historic course of are examined.

Nuray GÖKALP ÖZDİL
Cedrus VIII (2020) 489-495. DOI: 10.13113/CEDRUS.202099

Geliş Tarihi: 08.05.2020 | Kabul Tarihi: 03.06.2020

Öz & Summary

Makalede Antalya Müzesi’nde yer alan yeni bir yazıt tanıtılmaktadır. Buluntu yeri belli olmayan stel, bir adak taşı niteliğindedir. Yazıtından anlaşıldığı üzere, Dēmētrios adında bir rahip Zeus Khalazios için masraflarını kendi pa­rasından karşılamak suretiyle bir adak diktirmiştir. Kha­lazios sıfatı Hellence’de dolu yağmak fiilinden türetilmiş­tir. Dolayısıyla bu epitheton şiddetli yağmur ve dolu gibi doğa olaylarıyla bağlantılı görünmektedir. Stelin iki yan yüzünde Zeus’la bağlantılı unsurlar yer almaktadır. Sağ yüzünde üzüm salkımı, sol yan yüzünde ise şimşek demeti işlenmiştir. Şimşek demeti hava olaylarıyla ilgilidir, üzüm salkımı ise bereketi simgelemektedir. Dolayısıyla yağışla­rın, toprağın verimiyle doğrudan ilgisi bulunmaktadır. Daha önce Mysia ve Kilikia bölgelerinde belgelenen bu epi­theton Antalya Bölgesi’nde ilk defa görülmektedir. Gü­nümüzde tarımsal üretime yön veren Antalya Bölgesi, an­tikçağda da oldukça verimli bir bölgeydi. Makalede khala­zios sıfatının içeriğinden hareket ederek bölge tarımına ve aynı zamanda ekonomisine ilişkin epigrafik verilere deği­nilmektedir. Yazıt MS. II.-III. yüzyıllara tarihlendiril­mek­tedir ve buluntu yeri aynı zamanda yazıtta zikredilen isim­lere göre anlaşılmaya çalışılmaktadır.

On this article, a brand new votive inscription from the An­talya Museum is offered. The inscription is of votive character and the provenance of the dedication is unknown. It’s understood from the inscription that the priest Dēmētrios erected the stele to Zeus Chalazios at his personal expence. The adjective Khalazios derives from the verb hail in Historic Greek. Due to this fact, this epithet appe­ars to be instantly associated to climate occasions equivalent to heavy rain and hail. There are symbols related to Zeus on either side of the stele. The bunch of grapes was engraved on the proper and a thunderbolt was engraved on the left facet of the stele. The thunderbolt denotes climate pheno­mena and the grape-bunch denotes agriculture and ferti­lity. Due to this fact, precipitation is instantly associated to the yield of the soil. This epithet, beforehand attested in Mysia and Cilicia areas, has hitherto been unattested in Antalya Area. Within the article, the epigraphic information relating to eco­nomy and agriculture of the area is referred primarily based on the content material of the epithet. Because the provenance of the insc­ription is unknown, the findspot of it has been mentioned by the creator in line with the spreading space of the names.

Esen KAYA
Cedrus VIII (2020) 497-505. DOI: 10.13113/CEDRUS.202022

Geliş Tarihi: 26.03.2020 | Kabul Tarihi: 03.05.2020

Summary & Öz

It isn’t shocking to see rivers, the very important bitter­ces of life, as revered deities within the pantheon. Uncommon ex­am­ples apart, the cults of river gods have usually been poorly documented as within the case of Aiolis. The cults of 4 river gods, respectively Hermus, Xanthus, Titnai­us, and Boionites, have been attested within the re­gion. Little is understood on these deities and the out there scanty in­formation on them is principally offered by means of the nu­mismatic proof. The rivers in Aiolis have been stud­i­ed underneath totally different subjects and inside totally different contexts equivalent to faith and historic geog­ra­phy. Specializing in the divine traits of the riv­ers in Aiolis, this ar­ticle goals to current an outline of the river gods in query within the area.

Yaşam kaynağı olarak algılanan ırmakların tanrı­lar olarak pantheonda yer alması şaşırtıcı değildir. Na­dir örnekler dışında genel itibariyle ırmak tanrılar­ının kültleri hakkında fazlaca veri bulunmamaktadır. Aio­lis Bölgesi’ndeki kültler de bu genellemeye istisna teş­kil etmemektedir. Bölgede Hermos, Ksanthos, Tit­nai­os ve Boionites olmak üzere dört ırmak tanrısının var­lığı bilinmekedir. Bölgedeki ırmaklar farklı başlık­lar al­tında; din, tarihi coğrafya gibi farklı bağlamlarda ça­lı­şıl­mıştır. Aiolis Bölgesi’ndeki ırmakların tanrısal niteliklerine odaklanan bu çalışma, bahsi geçen ırmak tan­rılarının bölge temelinde incelenmesini amaçla­mak­tadır.

Elif ALTEN GÜLER
Cedrus VIII (2020) 507-512. DOI: 10.13113/CEDRUS.202023

Geliş Tarihi: 02.04.2020 | Kabul Tarihi: 16.05.2020

Öz & Summary

2017 yılında TC Antalya Müze Müdürlüğü baş­kan­lığında yapılan kazılar sırasında Doğu Sütunlu Cad­de olarak adlandırılan alanın su kanalında devşirme para­pet olarak kullanılmış yazıtlı bir blok bulunmuştur. Blok üzerindeki yazıtın imparator azatlısı olan ve adı günü­mü­ze kalmamış bir procurator tarafından impara­tor Tra­ianus ve kız kardeşi Ulpia Marciana onuruna yaptırılan bir ithaf yazıtı olduğu anlaşılmıştır. İlk üç satırı iki sütun olarak yazılmış yazıt, beş satırdan oluş­maktadır ve frag­man halindedir. Yazıtın sahip olduğu­muz sağ tarafı iyi korunmuş olup okunabilir durumda­dır. Kayıp olan sol taraf ise muhtemelen başka bir blok üzerinde yer alıyor olmalıydı. Bu makalenin amacı, il­gili yazıtın tanıtımını ya­parak imparator Traianus’un, hakkında çok kısıtlı bil­gi sahibi olunan kız kardeşi Ul­pia Marciana hakkında bilgi vermektir.

Throughout the excavations carried out underneath the route of the Antalya Museum Directorate in 2017, an inscribed block, used as a spolia parapet, was discovered within the water trench of the realm referred to as the jap colon­nade avenue. The block has an honorary inscrip­tions devoted to emperor Traianus and his sister Ulpia Mar­ciana by a libertus procurator of the emperor who­se na­me is unknown. The fragmentary inscription, of which the primary three traces are written in two columns, consists of 5 traces. The suitable hand facet of the inscrip­tion is properly preserved and legible. The lacking left facet was likely on one other block. This text introdu­ces the inscription after which supplies data con­cerning the much less well-known Ulpia Marciana, the sister of emperor Traianus.

Esra GÜLER & Güray ÜNVER
Cedrus VIII (2020) 513-518. DOI: 10.13113/CEDRUS.202024

Geliş Tarihi: 11.03.2020 | Kabul Tarihi: 23.03.2020

Öz & Summary

Makalede Muğla Müzesi’nde bulunan iki adet mezar steli üzerinde yer alan yazıtlar ele alınmaktadır. Her iki ste­lin de buluntu yerleri ve menşei bilinmemektedir. Yazıtlar­dan ilki, Zosime tarafından oğlu Epainetos için dikilen me­zar yazıtıdır. Diğeri ise Hekaton ve Aphphion tarafın­dan oğulları Artemon için, Trebius Antoninus isimli şah­sın vermiş olduğu gömü yapma izni uyarınca dikilmiştir. Her iki yazıt Roma İmparatorluk Dönemi’ne tarihlendiril­miştir ve olasılıkla Stratonikeia veya çevresinden getiril­miş­lerdir. Makale kapsamında ayrıca Konya Koyunoğlu Müzesi’nde bulunan ve daha önce yayımlanmış bir mezar yazıtı hakkındaki düzeltme metni de yer almaktadır. Ma­nes ve Petronius tarafından babaları Gaius ve anneleri Dou­da için dikilmiş bu mezar yazıtı Kütahya ilinin Çav­dar­hisar ilçesinde (Aizanoi) bulunmuş bir mezar steli üze­rinde bulunmaktadır.

This paper presents two funerary inscriptions, carved on stelae, from Muğla Museum. The findspots and origins of each stelae are unknown. The primary inscription is the epitaph of Epainetos erected by his mom Zosime. The latter is the epitaph of Artemon erected by his father Hekaton and his mom Aphphion, in accordance with the permission for the burial granted by Trebius Antoni­nus. Each inscriptions are dated to Roman Imperial Interval and probably they had been introduced from Stratonikeia or vicin­ity. This paper additionally presents corrigendum to a printed funerary inscription from Konya Koyunoğlu Museum. This inscription, the epitaph of Gaius and his spouse Douda erected by their sons Manes and Petronius, is carved on a funerary stele present in Çavdarhisar district (Aizanoi) of Kütahya province.

Yasemin SARGIN
Cedrus VIII (2020) 519-529. DOI: 10.13113/CEDRUS.202025

Geliş Tarihi: 07.05.2020 | Kabul Tarihi: 03.06.2020

Öz & Summary

Sunulan makalede, Manisa Müze Müdürlüğü’ne bağlı Akhisar Müzesi’nde korunan dört adet Hellence ye­ni yazıt tanıtılmaktadır. Yazıtlardan ilk ikisi Manisa İli, Akhisar İlçesi’ne bağlı Yayakırıldık ve Göcek Mahal­leleri’nden, diğeri Gördes İlçesine bağlı Kalemoğlu Ma­hallesi’nden, sonuncusu ise Soma İlçesi’ne bağlı Kozlu­ören Mahallesi’nden Akhisar Müzesi’ne getirilmiştir. Yazıtlarda bol miktarda Hellence theophorik ismin ya­nısıra epikhorik isimler ve bir Roma ismi kullanılmıştır. Birinci yazıtta Phoibe’yi oğlu Epitynkhanon, kocası Epi­gonos ve akrabaları hep birlikte mermerden bir stel ile onurlandırmaktadırlar. İkinci yazıtta, iki erkek kar­deş Onesimos ve Hesperos kız kardeşleri, Neike kızı, Ar­te­midoros, Telesphoros, Stratonike beslemeleri ve Glykon ise eşi Tykhe’yi onurlandırmaktadır. Üçüncü yazıtta ise, rahip Menandros karısı Ammias, oğlu Me­nandros ve diğer aile üyeleri tarafından onurlandırıl­ma­ktadır. Her ne kadar bu yazıtlar onurlandırma ifa­desi içeriyor olsa da içerikleri ve üzerlerindeki betimle­meler dikkate alındığında mezar steli formunda olduk­ları anlaşılmaktadır. Dördüncü yazıt ise baba Philippi­kos’un oğlu Menandros’un hatırası için bir mezar yazıtı yazdırması ile ilgilidir.

On this paper, 4 new Greek inscriptions are launched preserved right now within the Akhisar Museum, which is underneath the directorship of the Manisa Museum. The primary two of those inscriptions had been discovered within the Yayakırıldık and Göcek neighbourhoods of the Akhisar District of Manisa Province. The third was delivered to the Akhisar Museum from the Kalemoğlu neighbourhood of the Gördes District and the final from the Kozluören neighbourhood of the Soma District. Some Greek theo­phoric and epichoric private names, in addition to one Latin private identify, are used within the texts of those 4 inscrip­tions. Within the common context of the primary inscription, a wom­an named Phoibē was honored by her son Epityn­khanōn and her husband Epigonos, along with different relations unnamed with a marble stele. The second in­scription issues the honouring of two girls by dif­ferent individuals, named Tykhē and Neikētē. So by one; the brothers, Onēsimos and Eperos, honour their sister Ty­khē, by the opposite Neikētē was honoured by her father Artemidoros Telesphoros, his nurse Stratonikē and her husband Glykōn. Within the third inscription, a priest named Menandros is honoured by his spouse Ammias, his son Menandros and different unnamed members of the family. Alt­hough these inscriptions comprise honorific expressions, it’s understood that they’re inscribed in a funerary stele model, from each their epigraphic content material and the descrip­tions/decorations on their surfaces. The final inscription is a funerary stele to the reminiscence of Menandros, inscribed by his father, named Philippikos.

Mehmet ALKAN & İlker IŞIK
Cedrus VIII (2020) 531-545. DOI: 10.13113/CEDRUS.202026

Geliş Tarihi: 22.03.2020 | Kabul Tarihi: 15.04.2019

Öz & Summary

Bu çalışmada Lykaonia Bölgesi’nin doğu kesiminde bulunan Hristiyanlık evresine ait yazıtlar ele alınmaktadır. Bu yazıtların üçü Yağlıbayat Mahallesi’nin bulunduğu Sa­vatra antik kentine aittir. Diğer yazıtlar ise; Perta antik kentine yakın olan İpekler Mahallesi’nde ve Altınekin il­çesinin güneyinde bulunan Zulmanda Hanı yakınların­daki yerleşim yerinde bulunmuştur. Savatra’da bulunan 1 Nr.lı yazıt Anatolios isimli bir kişinin mezar taşıdır. Yazıtın üzeri bir histogram ile tamamlanmaktadır. 2 Nr.lı yazıt dikdörtgen blok şeklindedir ve Tanrı’nın ezeli ve ebedi yö­nünü ifade eden Yunanaca’daki alpha ve omega harfleri yer almaktadır. Three Nr.lı yazıt ise Yağlıbayat mezarlığında bu­lunmuştur ve kırık durumdadır. Okunabilen kısmında ise bir episkopostan bahsedilmektedir. Four Nr.lı yazıtta aziz­lik mertebesne yükselen Polyeuktos isimli bir rahibin inanç tahlilini ortaya koymaktadır. Son yazıt ise Zulmanda Han’ın yakınındaki bir çiftilikte bulunmuştur. Bu yazıtta Patricius isimli bir hatibin buradaki kiliseyi kutsamasın­dan söz edilmektedir.

On this research, inscriptions belonging to the transition interval to Christianity within the jap a part of the Lykaonia Area are mentioned. Three of those inscrip­tions belong to the traditional metropolis of Savatra, the place the Yağlıbayat District is situated. As well as different inscrip­tions had been discovered within the İpekler District, near the traditional metropolis of Perta, and within the settlement close to the Zul­manda Khan within the south of Altınekin district. Inscrip­tion Nr. 1 in Savatra is the tombstone of an individual named Anatolios. The inscription is complemented by a histo­gram. The inscription Nr. 2 is within the type of an oblong block and contains alpha and omega letters in Greek, which implies the everlasting side of God. Inscription Nr. Three was discovered within the Yağlıbayat cemetery and is damaged. Within the readable half, a bishop is talked about. The inscription Nr. Four reveals the assumption evaluation of a priest named Poly­euktos, who rose to the diploma of sainthood. The final in­scription was discovered on a farm close to Zulmanda Han. On this inscription we point out a preacher named Patricius blessing the church right here.

Erman ŞAN
Cedrus VIII (2020) 547-561. DOI: 10.13113/CEDRUS.202027

Geliş Tarihi: 09.03.2020 | Kabul Tarihi: 15.04.2020

Öz & Summary

Bu çalışmamızda Abbâsî Halifesi Mu‘tasım-Billâh’ın (833-842) 838 yılındaki meşhur Asia Minor veya Müslü­manlarca adlandırıldığı şekliyle Bilâdü’r-Rûm seferinin asıl hedefinin neresi olduğu konusu üzerinde durduk. Asia Minor’un önemli merkezlerinin hedef alınması Halife Hâ­rûnürreşîd (786-809) ile başlamış ardından da oğulları Me’mûn (813-833) ve Mu‘tasım-Billâh tarafından da de­vam ettirilmişti. Bu noktada Mu‘tasım-Billâh’ın da bir şe­kilde babası Hârûnürreşîd’in ve ağabeyi Me’mûn’un Doğu Roma ve Asia Minor politikalarını takip ettiği anla­şılır. Ab­bâsî Halifesi Mu‘tasım-Billâh’ın 223/838 yılındaki meş­hur Asia Minor Seferi’nde de Amorium ve Ancyra şe­hirleri Müslüman askerler tarafından fethedilmişti. Buna rağmen seferin asıl hedefinin Doğu Roma İmparator­lu­ğu’nun hangi şehri olduğu konusu ise tartışmalıdır. Ta­rihçiler tarafından Doğu Roma İmparatorluğu’nun üç önem­li şehri olan Constantinopolis’in, Ancyra’nın ve im­pa­rator Theophilus’un (829-842) doğum yeri olan Amori­um’un Mu‘tasım-Billâh’ın Asia Minor Seferi’nin hedefi olduğu ileri sürülmüştür. Nihayetinde Mu‘tasım-Billâh’ın seferinin asıl hedefinin, Ebû Hanîfe ed-Dîneverî’nin (ö. 282/895) Kustantîniyyetü’s-sugrâ yani ‘Küçük Constanti­no­polis’ olarak bahsettiği Amorium şehri olduğu anlaşıl­mak­tadır. Çünkü Amorium hem Exercitus Anatolici’nin merkeziydi hem de Asia Minor’un en büyük ve en önemli şehirlerinin başında geliyordu.

On this research, we targeted on the primary goal of the ‘Abbāsīd Caliph al-Mu‘tasim-Bi’llāh’s (833-842) well-known Asia Minor id est Bilād ar-Rūm marketing campaign within the yr 223/838. The focusing on of main central cities of Asia Minor began with ‘Abbāsīd Caliph Hārūn al-Rashīd (786-809) after which continued his sons al-Ma’mūn (813-833) and al-Mu‘tasim. At this level, it’s understood that al-Mu‘tasim additionally by some means adopted his father Hārūn al-Rashīd and his elder brother al-Ma’mūn’s insurance policies of the Byzantine Empire and Asia Minor. Amorium and Ancyra have been conquered by Muslim troopers throughout the ‘Abbāsīd Caliph al-Mu‘tasim-Bi’llāh’s talked about well-known Asia Minor marketing campaign within the yr 223/838. How­ever, it’s controversial which metropolis of Byzantine Empire was the primary goal of al-Mu‘tasim-Bi’llāh’s this cam­paign. Byzantine Empire’s crucial three cities Constantinopolis, Ancyra and emperor Theophilus’ (829-842) birthplace Amorium had been advised as the primary goal of al-Mu‘tasim-Bi’llāh’s Asia Minor cam­paign by the historians. Lastly, it has been understood that the primary goal was Amorium the place referred to as “Kust­antīniyye as-Sugrā” id est “The Little Constantinople” by the Muslim historian al-Dīnawarī (3/ninth century). Be­trigger Amorium was each the middle of Exercitus Anato­lici and the most important and crucial metropolis of Asia Minor.

Ceren PİLEVNELİ
Cedrus VIII (2020) 563-579. DOI: 10.13113/CEDRUS.202028

Geliş Tarihi: 10.04.2020 | Kabul Tarihi: 13.05.2020

Öz & Summary

Geç Roma tarih yazımında I. Theodosius’un öldüğü 395 yılı genellikle, imparatorluğun nihai biçimde ikiye bö­lündüğü yıl olarak kabul edilmektedir. Bu genel kabule göre, I. Theodosius’tan sonra yönetimi devralan oğulları Arcadius ve Honorius döneminde imparatorluğun doğu­su ile batısı arasında ortaya çıkan çatışma, idari amaçlarla bölünen imparatorluğun iki yarısı arasında uzaklaşmaya ve düşmanlığa sebep olmuştur. Aynı bağlam içerisinde, “bar­bar” istilaları ile parçalanan Batı Roma’nın içinde bu­lunduğu duruma Doğu Roma yönetiminin kayıtsız kaldığı da sıklıkla ifade edilmektedir. Oysa dönemin çağdaş kay­nak­larında 395 yılı veya sonrasında imparatorlukta kalıcı bir bölünme yaşandığına dair herhangi bir iz yer alma­mak­tadır. Üstelik 395 yılından sonra da bilhassa Doğu Ro­ma yönetiminin, imparatorluğun birliği fikri ve ideoloji­sini, her fırsatta vurgulamaya devam ettiği görülmektedir. Bu makalede 395 yılı öncesi ve sonrasında imparatorluğun idari ve siyasi yapısının temel karakteristiklerinden hare­ketle, doğu-batı eksenindeki bölünmenin esasları tartışıl­makta; hem Geç Roma İmparatorluğu’nun tarihi anlatı­sını hem de tarihçilerin genel perspektifini yönlendir­mekte olan bu “dönüm noktası”, imparatorluğun birliği ideolojisi çerçevesinde yeniden değerlendirilmektedir.

The yr 395 that Theodosius I died, in late Roman historiography, is mostly considered the time of the ultimate division of the empire. In accordance with this widespread notion, the battle that emerged between east and west throughout the reigns of Arcadius and Honorius, who succeeded Theodosius I, led to estrangement and hostility between the 2 components of the empire. From the identical perspective, it’s typically cited that the Jap Roman administration remained unconcerned with the scenario of Western Rome, which was suffered by “barbarian” invasions. Nonetheless, within the modern sources of the interval, there is no such thing as a indication of a everlasting division of the empire in 395 or later. Moreover, even after 395, it’s seen that the Jap Roman administration continued to emphasise the unity of the empire. On this research, the rules of the division between east and west are mentioned primarily based on the primary traits of the executive and political construction of the Roman Empire earlier than and after 395. This contribution, apart from, goals to reassess this turning level which directs each the historic narrative of the Late Roman Empire and the overall perspective of historians, inside the framework of the imperial ideology of unity.

Emine BİLGİÇ KAVAK
Cedrus VIII (2020) 581-591. DOI: 10.13113/CEDRUS.202029

Geliş Tarihi: 31.03.2020 | Kabul Tarihi: 22.05.2020

Summary & Öz

On this research, the Everlasting Peace Settlement of 532, the primary diplomatic relation of the Jap Roman Emperor Justinian with the Sassanid Emperor Chosroes Anushirvan, which formed the political historical past of the sixth century, is analysed. This settlement was signed be­tween the Jap Roman and Sassanid empires for the primary time, with out specifying anytime, and it was re­ferred to because the Everlasting Peace Settlement within the sixth century sources. The settlement was reported by Proco­pius of Cae­sarea and by Malalas, and can also be doc­ed from an inscription discovered within the metropolis of Hierapolis in Syria. The inscription informs that after the struggle that final­ed thirty years, peace was established and a cost was made to the Sassanids. The Everlasting Peace Agree­ment solely lasted between the 2 empires for lower than eight years; then, in 540, a breaking level occured in East­ern Roman-Sassanid relations. This research goals to look at the struggle scenario of the 2 empires and why the Peace settlement was referred to as “Everlasting”.

Bu çalışmada, VI. yüzyılın siyasi tarihine yön ve­ren Doğu Roma İmparatoru Iustinianus ve Sasani  İm­pa­ratoru Hüsrev Anuşirvan’ın ilk diplomatik teması olan 532 yılı Ebedi Barış Anlaşması mercek altına alın­maktadır. Doğu Roma ve Sasani imparatorlukları ara­sın­da ilk kez süresi belirtilmeksizin bir anlaşma yapıl­mış ve bu barış VI. yüzyılın kaynaklarında Ebedi An­laşma olarak geçmiştir. Barış Anlaşması, Caesarealı Professional­copius ve Malalas tarafından detaylı bir şekilde ak­tarılmakta ve antik kaynakların haricinde  Syria’daki Hello­erapolis kentinde tespit edilen yazıt ile de bel­ge­lenmektedir. Yazıtta otuz yıl süren savaşın ardından ba­rışın sağlandığı ve Sasanilere bir ödeme yapıldığı bil­gisi verilmektedir. Ebedi Barış Anlaşması iki impar­a­torluk tarafından sadece sekiz yıldan daha az bir süre korunabilmiş; ardından 540 yılında Doğu Roma-Sasa­ni ilişkilerinde bir kırılma noktasına gelinmiştir. Bu çalış­ma iki imparatorluğun içinde bulunduğu savaş du­ru­munu ve Barış anlaşmasının neden “Ebedi” olarak advert­landırıldığını irdelemeyi amaçlamaktadır.

Muhammet YÜCEL
Cedrus VIII (2020) 593-612. DOI: 10.13113/CEDRUS.202030

Geliş Tarihi: 03.03.2020 | Kabul Tarihi: 17.04.2020

Öz & Summary

Sasani hükümdarı I. Hüsrev’in (MS 531-579) şöhreti, Zerdüşti din adamlarının gözünden İslami dönem metin­lerine yansıdığı biçimiyle bilinir. Onun hakkında belli bir kurgu etrafında yeniden üretilen pek çok hikaye ve rivayet günümüze ulaşmıştır. Bu hikaye veya rivayetler arasında onun gerçek kişiliği ile kurmaca kişiliğini birbirinden ayırd etmek oldukça güçtür. Zerdüşti ve İslami kaynaklar daha çok onun kişiliği ve kişisel merakıyla ilgilenirken Hristiyan ve Doğu Roma kaynakları onun özellikle Hristiyan ahali­nin ikamet ettiği mahallerde yaptığı savaşlarda gösterdiği tavırla ilgilenmişlerdi. Bundan hareketle bu çalışma temel kaynakların neden I. Hüsrev’in kendi tarihsel kişiliğinden farklı kişilikler ürettiğini anlamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, I. Hüsrev’in neden meşhur ve splendid bir hüküm­dar olarak kutsandığı ve Doğu Roma ile Sasani impara­tor­lukları arasındaki çatışmalarda nasıl algılandığı tartışıl­mak­tadır. Bu çalışmada temel olarak, I. Hüsrev’e tahmil edi­len “adil” veya “filozof” ve en meşhur unvanı olan “ölüm­süz ruh” (anušag-ruwān) gibi olumlu vasıfların, ge­rek Zerdüşti gerekse İslami tarih yazımı tarafından belli politik kaygılarla bilinçli bir şekilde üretildiği ileri sürül­mektedir.

The glory of the Sasanian king Khusro I (531-579 A.D.) is understood to the extent it’s mirrored within the texts of the Islamic interval by means of the eyes of the Zoroastrian clergy. Many tales and narrations about him which were re­produced round a sure fiction have reached the current day, thus it’s troublesome to tell apart from these tales or narrations between his actual and fictional personalities. Alt­hough Zoroastrian and Islamic sources had been extra con­cerned along with his persona and from private curiosity, Chris­tian sources had been desirous about his angle in wars, particularly in these areas the place the Christian communities had settled. Based mostly upon this historic actuality, this research goals to analyze why the first sources created personalities totally different from his personal historic id. On this context, it not solely concentrate on why he grew to become a well-known and a great king, but in addition casts a lightweight upon how he was perceived throughout the conflicts between the Jap Roman Empire and the Sasanians. Furthermore, this research discusses that the constructive qualities of Khusro equivalent to “honest” and “thinker”, in addition to his most well-known title, “immortal soul” (anušag-ruwān), are intentionally reproduced in Zoroastrian and Islamic litera­tures with sure political issues.

Zeynep GÜNGÖR
Cedrus VIII (2020) 613-624. DOI: 10.13113/CEDRUS.202031

Geliş Tarihi: 07.05.2020 | Kabul Tarihi: 18.05.2020

Öz & Summary

MÖ III. bin yıla dayanan yerleşim tarihi ile bilinen en eski şehirlerden olan Kudüs, üç büyük ilahi din için kutsal kabul edilen yegâne yerlerden biridir. Hristi­yanlığın serbestlik kazandığı IV. yüzyıldan itibaren, Kutsal Mezar Kilisesini ziyaret etmek isteyen hacıların uğrak noktası olmaya başlamıştır. 638’de İslam hâkimiyetine geçen Kudüs’e Hristiyan hacıların gerçek­leştirdiği ziyaretler bazı kesintiler olmakla birlikte Haçlı Seferleri’nin başladığı tarihe kadar da devam etmiştir. Dört asırdan fazla İslam hâkimiyetinde kalan Kudüs bu süre zarfında sakin ve müreffeh bir dönem geçirmiştir. Eski Ahit’te geçen “süt ve bal akan kutsal belde” ibaresi­ni sonuna kadar hak eden Kudüs, tarih boyunca büyük bir dini merkez olmasının yanı sıra ticari faaliyetler için de buluşma noktası işlevi yürüttüğünden oldukça zen­gindir. Nitekim Hristiyan hacıların Kudüs’te gördükleri zenginlikle alakalı hikâyeleri kısa sürede halkın diline dolanmıştır. On birinci yüzyıl Avrupası’nın zayıf olan ekonomik ve sosyal yapısı dikkate alındığında Ku­düs sevgisinin ve buraya ulaşma arzusunun nedenleri de kolaylıkla anlaşılabilir. Makalemizde Papa II. Ur­ban’ın Haçlı Seferleri’ne çağrı yaptığı meşhur Clermont vaazı akabinde Kudüs’e düzenlenen Haçlı Seferleri’nin motivasyonunda etkili olan Kudüs algısı; meselenin dini boyutuna ilaveten ekonomik boyutu ekseninde dönemin kaynakları dikkate alınarak yorumlanacaktır.

Jerusalem, one of many oldest recognized cities, with its settlement relationship again to three,000 B.C., is a uni­que place thought of as being sacred by the three nice divine religions. It began being a frequent vacation spot of pilgrims who wished to go to the Church of the Holy Sepulchre, from the VIth century, when Christianity gained freedom. Whereas there have been some interruptions within the visits of the Christian pilgrims to Jerusalem, which handed into Islamic rule in 638, they did contin­ue till the time the Crusades started. Jerusalem, which remained underneath Islamic rule for greater than 4 cen­turies, loved a peaceful and affluent interval throughout this time. Jerusalem, which may be very a lot worthy of the phrase, “sacred land flowing with milk and honey,” as depicted within the Previous Testomony, was very rich as a result of its operate because the assembly level of business ac­tivities, in addition to being an excellent centre of faith by means of­out historical past. Certainly, the tales of the riches seen by the Christian pilgrims in Jerusalem grew to become a subject which was regularly talked about among the many individuals in a really quick time. When the weak financial and so­cial construction of eleventh century Europe is considered, it’s simple to grasp the explanations for the love of and need to achieve Jerusalem. Our paper will talk about the notion of Jerusalem, which was the motivation behind the Crusades, following the fa­mous Sermon at Clermont, when Pope City II ma­de his name for the Crusades, on the axis of its financial dimensions along with its spiritual dimensions, by bearing in mind the sources from the interval.

Zeynep ÇAKMAKÇI
Cedrus VIII (2020) 625-703. DOI: 10.13113/CEDRUS.202032

Geliş Tarihi: 05.03.2020 | Kabul Tarihi: 01.04.2020

Öz & Summary

İslam döneminde üretimi yapılan en ilginç cam obje türlerinden biri kuşkusuz azı dişi formlu şişelerdir. Dikdörtgen prizma şeklindeki formu ve kaidesinin dört köşesinden uzanan sivri çıkıntıların azı dişinin köküne benzetilmesinden dolayı bu isimle adlandırılan şişeler, Erken İslam döneminin yaygın üretimlerinden biridir. Bunların küçük boyutları ve dar hacimleri nedeniyle baş­ta parfüm olmak üzere kozmetik amaçlı değerli sıvı­ların konulması için tasarlandığı kabul edilir.  Azı dişi type­lu şişeler, başlıca üretim yeri olduğu tahmin edilen Mısır olmak üzere İslam dünyasının geniş bir alanına yayılmıştır. Ödemiş Müzesi koleksiyonunda yer alan azı dişi formlu şişe ise boyun kısmından kırık ve nok­san, ayrıca oldukça aşınmış durumdadır.  Yarı saydam çok açık sarımsı yeşil renkteki camdan ve kalıba üfleme yöntemiyle üretilmiş bu şişenin dört bir yüzü, yüzey kes­me tekniğiyle yapılmış geometrik karakterli bir be­ze­me ile dekore edilmiştir. Merzifon dolaylarında bu­lunduğu kaydedilen bu örnek, renk, boyut ve dekoras­yon açısından yakın benzerleri ve yapım tekniği göz önüne alınarak MS IX. yüzyıl sonu – XI. yüzyıl sonuna tarihlenmiştir. Ülkemiz sınırları içinde bulunmuş nadir örneklerden biri olan bu şişenin, İslam etkisindeki Do­ğu Akdeniz coğrafyasından ithal edildiği düşünülmek­tedir. Makalede Ödemiş Müzesi’ndeki bu şişe bağla­mın­da azı dişi formlu şişelerin, üretim tekniği, formu, de­korasyonu, rengi, işlevi, üretim merkezi ve kökeni gibi konular da ayrı başlıklar altında detaylı olarak ele alınmıştır.

One of the attention-grabbing varieties of glass objects produced within the Islamic interval is molar flasks undoubtedly. Because of the rectangular prismatic type and the pointed protrusions extending from the 4 corners of its base, the molar flask is known as with this identify because it resembles the basis of the molar tooth, and it’s among the many widespread productions of the Early Islamic interval. Due to their small measurement and slender volumes, these flasks are thought of to have been de­signed for the aim of containing valuable cosmet­ics, primarily perfumes. Molar flasks unfold over a large space of the Islamic world, primarily Egypt, which is regarded as the primary manufacturing website. The molar flask within the Ödemiş Museum is damaged and poor within the neck and in addition fairly worn. This flask was product of a translucent glass whose shade may be very mild yellow­ish inexperienced and produced with the mould-blown meth­od, and all of the 4 sides of this flask was adorned with a geometric-style adornment made through the use of the facet-cut method. This pattern, which was recorded to be located round Merzifon, dated again to a interval between the late ninth and the late 11th centuries A.D. in consideration of its shut equivalents by way of shade, measurement and ornament and in addition manufacturing method. This flask, which is likely one of the uncommon examples discovered inside the borders of Turkey, is taken into account to be im­port­ed from the Jap Mediterranean area underneath the affect of Islam. Within the article, within the context of this flask within the Ödemiş Museum, the subjects such because the manufacturing method, type, ornament, shade, func­tion, manufacturing middle and origin of the molar flasks are addressed intimately.

Ali Akın AKYOL & Mesut YILMAZ
Cedrus VIII (2020) 643-658. DOI: 10.13113/CEDRUS.202033

Geliş Tarihi: 24.04.2020 | Kabul Tarihi: 10.06.2020

Öz & Summary

Hasankeyf’in aşağı şehir olarak isimlendirilen Dicle Nehri kenarındaki kesimi, Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santralı (HEPP) Projesi’nin tamamlanmasıyla büyük bir bölümü su altında kalma tehdidi ile karşı karşıya bulun­maktadır. Bu alandaki kültürel mirasın belgelenmesi, ko­runması ve kurtarılmasına yönelik bütünleşik kurtarma projeleri oluşturulmuştur. Çalışmanın konusunu oluştu­ran Sultan Süleyman Cami Minaresi de, yeni Hasankeyf yerleşiminde oluşturulan arkeopark alanındaki yeni yerine bütünüyle taşınarak baraj gölü suları altında kalma teh­didinden kurtarılmıştır. Sultan Süleyman Cami Minare­si’nde gerçekleştirilen söküm işlemleri sonucu farklı sevi­yelerinden elde edilen derz/moloz dolgu harç örnekleri, çe­şitli analitik metotlar kullanılarak arkeometrik yönden incelenmiştir. Sultan Süleyman Cami Minaresi’ne ait harç örnekler öncelikle görsel olarak incelendikten sonra yerin­de ve laboratuvar ortamında fotoğraflanıp kodlanmıştır. Arkeometrik çalışmalar kapsamında örneklerin fiziksel, kimyasal ve petrografik özellikleri belirlenmiştir. Harçların birim hacim ağırlıkları ve gözeneklilik özelliklerine göre dayanım özellikleri belirlenmiştir. Bazik ortam şartlarında­ki örnekler yüksek oranda suda çözünen tuzlar (anyonlar) içermektedir. Örneklerin ana agrega içeriğini kil/silt boyu­tundaki agregalar oluşturmaktadır. Petrografik yönden kireç türü bağlayıcı içeren harçlar genel özellikleri ile benzer halde dört farklı alt grup halinde sınıflandırılmıştır. Örneklerin agrega içeriğinde mukavemeti artırıcı olarak tuğla kırığı da belirlenmiştir. PED-XRF analizi ile harçların dolomitik özellik taşıdığı anlaşılmıştır.

A big a part of Hasankeyf that named the Low­er metropolis on the financial institution of the Tigris River the specter of being submerged with the completion of the Ilısu Dam and Hy­droelectric Energy Plant (HEPP) Venture. Comple­mentary rescue tasks have been offered to docu­ment, preserve and rescue the cultural heritage inside this space. The minaret of the Sultan Süleyman Mosque, the topic of this research, has been fully moved to its new location within the archeopark space created within the new Hasankeyf settlement and has been saved from the specter of being flooded by the dam lake. On account of the dis­mantling operations of the minaret of the Sultan Süley­man Mosque, joint / rubble filling mortar sam­ples that had been obtained from totally different ranges had been examined ar­chaeometrically utilizing numerous analytical strategies. The mortar samples from the minaret had been first {photograph}­ed and coded after being visually evaluated. The bodily, chem­ical and petrographic properties of the samples had been deter­mined inside the scope of archaeometric stud­ies. The stren­gth properties of the mortars had been deter­min­ed in line with their unit quantity weights and poros­ity properties. The sam­ples comprise extremely water-soluble salts (anions) in fundamental con­ditions. The mixture in clay / silt measurement constitutes the primary ag­gregate content material of the samples. Mortars containing petro­graphically lime kind binders had been categorised into 4 differ­ent subgroups with comparable traits. Within the mixture content material of the samples, brick particles was additionally decided as rising the power. PED-XRF evaluation revealed that the mortars employed for the minaret of the Sultan Süleyman Mosque at Hasankeyf have dolomitic properties.

Ayşegül DURUKAN & Serkan KILIÇ & Hacer TUNCER
Cedrus VIII (2020) 659-673. DOI: 10.13113/CEDRUS.202034

Geliş Tarihi: 23.03.2020 | Kabul Tarihi: 15.04.2020

Öz & Summary

Turkish baths, which have performed necessary roles in Islamic Structure, are a mirrored image of Turkish society and tradition. On this paper, the architectural fea­tures and historic traits of the Pazar Baths have been examined in all features of its historic professional­cess and a suggestion is made regarding the relationship of the construction. These buildings, that are one of many im­portant parts of cultural tourism, function bridges between previous and current. It’s of nice significance to contemplate the proper methods for the re-functioning of such constructions. At this stage, the experiential market­ing technique, which addresses the curiosity and percep­tion of the audience, appears an acceptable ap­proach. The area, atmosphere and companies formed round experiences will meet the goals of tourism as long as the unique options of historic buildings are preserved. For that reason, on this research which offers with the Pazar Hamam in its historic and cultural con­textual content, the subject of re-functionalization of the struc­ture with human-oriented approaches can also be males­tioned. On this detailed examination, purposeful sugges­tions have been made relating to the development and planning of the area.

Türk İslam Mimarisi’nde önemli bir yere sahip olan hamamlar toplumsal kültürün bir yansımasıdır. Araştırmamızda, öncelikle bu kültürün bir parçası olan Pazar Hamamı’nın tarihsel süreç içerisinde yeri ve mimari özellikleri bütün yönüyle incelenmiş ve tarihlendirmesi üzerine bir öneri ileri sürülmüştür. Kültürel turizmin önemli unsurlarından biri olan bu yapılar geçmiş ve güncel arasında köprü vazifesi gör­mektedir. Bu tip yapıların yeniden işlevlendirilme­sinde doğru stratejilerin ele alınması çok önemlidir. Bu aşamada hedef kitle olan ziyaretçilerin ilgi ve al­gısına seslenen deneyimsel pazarlama metodu uygun bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Deneyimler etrafında şekillendirilen mekân, çevre ve hizmetler tarihi yapıların orijinal özelliklerinin korunduğu müddetçe turizmin hedeflerini karşılayacaktır. Bu se­beple “Pazar Hamamı”nın ele alındığı bu araştırmada, aynı zamanda insan odaklı yaklaşımlarla mekâna ye­niden işlev kazandırılması konusuna değinilmiştir. Bu detaylı incelemede, mekânın yapılandırılması ve plan­lanması ile ilgili işlevsel önerilerde bulunulmuştur.

Elnur AĞAYEV
Cedrus VIII (2020) 675-688. DOI: 10.13113/CEDRUS.202035

Geliş Tarihi: 16.04.2020 | Kabul Tarihi: 09.06.2020

Öz & Summary

The curiosity of the Russians within the Mediterra­nean started with their visits to the Holy Land and to Orthodox facilities within the area. This curiosity and relations continued to realize political dominance within the area, to acquire a share of regional commerce, set up a religion companions­hip with the area, along with the asylum of Russian refugees within the totally different international locations of the area. The Rus­sian reverend-traveller Vasily Grigorovich-Barsky, the sub­ject of this analysis, travelled inside the geography of Mediterranean for 23 years as a result of his curiosity within the Holy Land and within the Orthodox facilities of religion. He travelled to virtually all of the international locations with a Mediterranean shoreline and notably the Jap Mediterranean, the place he visi­ted centres of religion, historic locations, and academic ins­titutions. He made observations relating to the social, cul­tural and political nature of the Mediterranean area which he famous down and he drew 148 footage of the area. After his demise, his journey notes, drawings and the letters he wrote to his household and mates had been compiled and revealed in Four volumes. This research investigates the id of Barsky, the explanations for his Mediterranean go to, his observations and the options of his journey e book entitled, Travels of Barsky within the Holy Locations of the East.

Rusların Akdeniz’le ilgileri Kutsal Toprakları ve böl­gede bulunan Ortodoks merkezlerini ziyaretleriyle baş­ladı. Sonraki dönemde bu ilgi ve ilişkiler bölgede siyasi etkinlik kazanmak, bölge ticaretinden pay kapmak, bölge ile inanç ortaklığı ve Rus mültecilerin bölgenin değişik ül­kelerine sığınmaları şeklinde devam etti. Çalışmanın ko­nu­sunu oluşturan Rus rahip-gezgin Vasiliy Grigoroviç-Barski, Kutsal Topraklara ve Doğu’daki Ortodoksluğun inanç merkezlerine ilgisinden dolayı 23 yıl Akdeniz coğ­raf­yasında seyahatlerde bulundu. Bu süre boyunca Ak­deniz’e, özellikle Doğu Akdeniz’e kıyısı olan nerede ise tüm ülkeleri dolaştı. Bu geziler sırasında Barski, bölgenin inanç merkezlerini, tarihi mekânlarını, eğitim kurumları­nı ziyaret etti. Akdeniz bölgesinin sosyal, kültürel ve siyasi yapısıyla ilgili gözlemlerde bulundu. Bu gözlemlerini notlarına aktardı ve aynı zamanda resim çizme yeteneği­ni de kullanarak bölge ile ilgili 148 resim çizdi. Vefatın­dan sonra gezi notları, çizdiği resimler ve Akdeniz seya­hatindeyken ailesine, dostlarına yazdığı mektupları bir araya getirilip Four cilt kitap halinde yayımlandı. Çalışmada, Barski’nin kimliği, Akdeniz’e yaptığı seyahatinin neden­leri, Akdeniz bölgesinde yaptığı gözlemler, Doğunun Kut­sal Yerlerine Ziyaret isimli seyahatnamesinin özellik­leri irdelenmektedir.

Behset KARACA & Dilek ŞENKUL
Cedrus VIII (2020) 689-723. DOI: 10.13113/CEDRUS.202036

Geliş Tarihi: 13.05.2020 | Kabul Tarihi: 08.06.2020

Öz & Summary

Osmanlı Devleti kuruluş döneminden itibaren ver­gi mükellefi şahısları tespit etmek amacıyla belli aralık­larla sayımlar yapmıştır. Klasik dönemin tahrir gele­neğinin uzantısı olarak 17. yüzyılda avarız ve cizye def­terleri Osmanlı Devleti’nin nüfusu hususunda fikir sa­hibi olmamıza imkân sağlarken 19. yüzyıla gelindi­ğin­de ülkedeki değişim ve gelişmelere paralel olarak sa­yımlar yeni bir boyut kazanarak yerini daha ayrıntılı ve­riler elde edebileceğimiz temettuat defterlerine bırak­mıştır. Tahrir, cizye, avarız ve temettuat sayımları def­terleri daha ziyade vergi mükellefi tebaayı tespit mu­ka­bilinde yapılırken, çalışmamızın esasını oluşturan nü­fus defterleri ise 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın lağvın­dan sonra yeni ordunun asker ihtiyacını karşılamak ama­cıy­la 1830-1831 yıllarında ülke genelindeki erkek nü­fusun tespiti için yapılmıştır. İmparatorluktaki bu nü­fus sayımları tedrici olarak 1904 yılına kadar devam et­miştir. Bu nüfus defterleri sayımı yapılan bölgenin er­kek niceliğini görmemizin yanında yaş, doğum, ölüm, eşkâl, meslek ve göç gibi nüfusun niteliğini de gösteren bilgiler ihtiva etmiştir. Çalışmamızın amacı ise 1831 ve 1847 tarih aralığını kapsayan nüfus defterindeki veriler doğrultusunda Hoyran Kazası’nın nüfusu, nüfusun bu yıllar arasındaki değişimini, askerlik durumlarını, göç, meslek ve eşkâl kayıtları gibi toplumsal özellikleri orta­ya koymak ve değerlendirmektir.

Since its institution the Ottoman state took censuses at common intervals with a purpose to establish taxpayers. Whereas as an extension of the tahrir custom of the Classical Interval, avariz and cizye books enabled us to have an thought in regards to the inhabitants of the Otto­man Empire in 17th century, censuses obtained a brand new dimension and gave place to temettuat books the place we will receive extra detailed information in 19th century. Tah­rir, cizye, avariz and temettuat census books had been ma­de for recording tax payers whereas the inhabitants books which represent the idea of our research, had been constructed from 1830 – 1831 onwards to find out the male inhabitants all through the nation with a purpose to meet the necessity for troopers for the brand new military following the abolition of the Janissary corps. The taking of cen­suses continued progressively till 1904. Along with the truth that we discover the amount of males inside the cen­sus space, these inhabitants books additionally document con­siderable extra data regarding the pop­ulation equivalent to: age, delivery, demise, bodily description, occupation and migration. The aim of this research has been to judge and present the social characteris­tics, by means of the document of the inhabitants of Hoyran District, the change in inhabitants between these years, navy companies standing, migration, occupation and rec­ord of description, from the info recorded within the census inhabitants books of 1831 and 1840.

T. M. P. DUGGAN
Cedrus VIII (2020) 725-762. DOI: 10.13113/CEDRUS.202037

Geliş Tarihi: 19.02.2020 | Kabul Tarihi: 04.03.2020

Öz & Summary

Harry John Johnson’s Four months spent largely in Lycia in 1843-44 appear to have offered the supply for the landscapes in his apocalyptic work exhibited in London in 1859 entitled: ‘Hierapolis, Asia Minor. “I’ll make it a possession for the bittern, and swimming pools of wa­ter”’, and, ‘Sardis, Thou Hast A Title That Thou Livest, And Artwork Useless’ — Rev. iii. I.’ Each exhibited be­fore the Indian Mutiny ended. Some corrections are made to the titles which have subsequently been given to his work, not least, that Hierapolis just isn’t in Greece however in Asia Minor, and that Macri is right now Fethiye in historical Lycia in southwestern Turkey, and isn’t Mukri in Turkmenistan. Two beforehand unidentified depic­tions of the 1791 Hassan Pasha mosque in Fethiye are famous, along with additional proof to indicate he re­principal­ed concerned remodeling the photographs he noticed and rec­orded in Lycia from his return to London in 1844 aged 18, over the course of the following forty years, till his demise in 1884.

Harry John Johnson’ın 1843-1844 arasında Four ay süren ve çoğunlukla Likya’da bulunduğu gezisinin 1859 yılında Londra’da sergilenen apokaliptik resimlerinde görülen peyzajların kaynağı olduğu anlaşılıyor. Bun­lardan İncil’den alıntılarla isimlendirdiği ikisi, Hiera­polis Küçük Asya, “Kenti balabana verip bataklığa çevi­re­ceğim, ve, Sardis, “Yaşıyorsun diye advert yapmışsın ama ölüsün”. Hindistan’da İngiliz yönetimine karşı gerçek­leşen ayaklanma sonlanmadan önce sergilenmişti. Re­sim­lerin orjinal isimleri zaman içinde değiştirilmiştir. Hierapolis, Yunanistan olarak verilmiş, bir diğer resim Macri 1844 yanlışlıkla Mukri olarak okunmuştur. Fet­hiye Hasan Paşa Camii’ni konu alan iki ayrı resim ise Johnson’un Likya gezisinde görüp kaydettiği imgeleri 1844’de 18 yaşında Londra’ya dönüşünden 1884’de ölümüne kadar geçen süre içinde de resmetmeye de­vam ettiğini göstermektedir.

Author: admin

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *